Kitap Değerlendirme & Eleştirileri

Etkinlik Takvimi

08 Oca 2019;
06:30PM - 08:00PM
Balkanlar ve Kıbrıs'ta Halk İnançları ve Kültürü
04 Kas 2018;
12:15AM - 02:00AM
Anadolu mizah dünyası
05 Oca 2019;
02:00PM - 05:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair kitabı üzerine
21 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Kültür Medeniyet'in neresinde?
30 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair

Kimler Sitede

316 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 31

Dün 166

Haftalık 197

Aylık 1953

Tüm Zamanlar 277520

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Kitap ve film yazıları - İsmail Güleç
Kitap ve film yazıları

Kitap ve film yazıları (40)

Burada okuduğum kitaplar ve seyrettiğim filmler üzerine düşüncelerimi paylaşacağım.

Perşembe, 15 Kasım 2018 23:58

Müslüm filmi üzerine kısa notlar

Yazan

Gişelerde rekor kırmasa da çok seyredilen bir film ve hakkında hem geleneksel medyada hem sosyal medyada epey bir yazıldı, çizildi. Vizyona girdiğinden beri gitmek istememe rağmen fırsat bulamamıştım. Nihayet fırsatını buldum ve gittim. İzledim ve sinemadan çıkınca da bir müddet kendime gelemedim. Eve gelip Müslüm şarkılarını dinledim, dinledikçe kendi içimde boğulduğumu hissedince bilgisayarı kapatıp kendimi dışarı attım.

Peki birçok insan gibi beni de etkileyen şey neydi? Müslüm’ün şarkıları mı, bir trajediden farksız hayatı mı, talihsizliği mi, replikler mi, fotoğraflar mı, filmin kendisi mi, neydi? İçine düştüğü girdaptan kurtulmaya çalışan bir insanın çırpınışları mı beni etkiledi? Kimsenin elini tutmasına izin vermeyecek kadar müstağni olması mı? Bir türlü bırakamadığı içkisi mi? Kaderini çizen babasının acımasızlığı mı? Yoksa hepsi mi?

Birkaç sene önce Diyanet İşleri Başkanlığının her yıl düzenlediği sempozyum için aramışlardı. Sempozyumun o seneki konusu sanat idi ve sanatın tüm dalları ile ilgili oturumlar olacaktı. Benden de İslâm ve Şiir başlıklı bir sunum yapmam istendi. Ben konunun genişliğini dile getirerek bu konuda konuşma yapacak birkaç isim önerdim. Önerdiğim isimler müsait olmadıklarını söyleyince iş başa düştü ve çalışmaya başladım.

Konu İslâm ve şiir olacağına göre önce Kur’ân’a bakmak gerekir diye düşündüm ve Kur’ân’a ve Kur’ân’ın nazil olduğu toplumda şiiri araştırmaya başladım. Konunun 20 dakikalık bir bildiride sunulamayacağını bildiğimden konuyu Kur’ân ile sınırlandırdım. Kur’ân’da Şiir Algısı başlığıyla bir bildiri hazırladım ve daha sonra onu makaleye dönüştürdüm.

Perşembe, 20 Eylül 2018 08:53

Bulgaristan'ın Manevi Bekçileri

Yazan

Bulgaristan ile yakından ilgilenmem doktora yaparken olmuştu. Tezim İsmail Hakkı Bursevî ve onun bir eseri üzerine idi. İsminden dolayı Bursalı olduğunu düşündüğüm bu muhterem zâtın Filibeli olduğunu öğrenince şaşırmıştım. Daha sonra Şumnu ve diğer şehirlerin de ismini gördükçe kendisi de Bulgaristan’dan gelen bir ailenin çocuğu olan mesai arkadaşım merhum Erol Çetin’e bu yerleri sorar ve oralarla ilgili sohbet ederdik. Bursevî’nin şeyhi Atpazarî Osman Fazlî İlahî de Şumnulu idi ve ömrünün son yıllarını Kıbrıs’ta geçirmiş ve Bursevî de ziyaretine Kıbrıs’a gitmişti.

Kaderin garip cilvesi olsa gerek Kıbrıs’ta iki yıl kaldım ve bu süre zarfında defalarca Kutup Osman olarak bilinen Osman Fazlî İlahî’nin Mağusa’daki türbesini ziyaret ettim. Kıbrıs’ta kaldığım hafta sonları tarihî ve turistik yerleri gezerdim. Bu geziler sonucunda da Kıbrıs’ın Manevi Mimarları isimli bir kitap yayınladım. Kitaptan mesai arkadaşım Abidin Karasu’ya da verdim. Her şey bu kitap verme ile başladı.

Pazartesi, 17 Eylül 2018 10:24

Leyla ile Mecnun

Yazan

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir.

Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun'un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli, çılgın) oldu diye Leyla'yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun' u çölde bulur. Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ' yı tanımaz. Babası Mecnûn' u iyileşmesi için Kâbe' ye götürür. Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn, kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

Pazartesi, 17 Eylül 2018 10:12

Romeo ve Juliet

Yazan

Capuletler ve Montagueler birbirine düşman iki ailedir. Aralarındaki bitmek bilmez kin ve nefret vardır ve bir sürü kan dökülmüştür. 

Eser ateşli ve heyacanlı olduğu her halinden belli olan Tybalt’ın olayı tam olarak öğrenmeden Romeo’nun arkadaşına saldırdığı sahne ile başlar. Tybalt’ın bu dizginlenemeyen hiddeti sonradan yaşanacak olayların müsebbibi olacaktır. Shakespeare adeta ilk sahneyi okurun Tybalt’ı daha iyi tanıması için yazmıştır.

Bu sahne aynı zamanda Capulet ve Montague aileleri arasındaki düşmanlığı  da gösterir. Şehrin yönetici Prens Escalus’un araya girmesi ile olaylar yatışır ama daha sonra küçük bir kıvılcımla tekrar ateşleneceğini okuyucu hissseder ve sezer.

Perşembe, 02 Ağustos 2018 14:25

Huzursuzluk veren roman

Yazan

Zülfü Livaneli ülkemizin yurt içinde ve dışında en çok bilinen müzik, edebiyat, kültür ve siyaset adamlarından. Kitapları da birçok dile çevriliyor ve okunuyor. Livaneli’nin birçok kitabını okudum, özellikle ilk romanlarını. Ancak son dönemlerde yazdıklarını çok politik ve dış dünyaya yazdığını düşündüğüm için pek okumazdım. Dün yanımda okuyacak kitap olmadığı için bir arkadaşımın masasında görünce, üstüne bir de arkadaşım alabileceğimi söyleyince yanıma aldım ve iki saate yakın süren yolculuğum esnasında okudum. Öyle düşünmekle haksız olmadığımı bir kez daha anladım.

Bu arada aklınıza bu kadar çabuk okunmasını eleştirdiğim gelmesin. Benim tercih ettiğim romanlar bu türler. Uzun hikayeden biraz daha uzun. Boş cümleler ve hikayelerle uzatmaktansa her biri üzerine düşünülecek cümlelerden oluşan kısa ama yoğun metinler.

Hiçbir sanat eserine kötü diyemem, neticede bir gayretin ürünü. Bana hitap etmediğini ve emeğe saygısızlık etmiş olacağımı düşünürüm. Ama hiç eleştirmeyeceğim anlamına da gelmiyor bu düşüncem. Bir roman için önemli olan hususlardan biri akılda kalacak bir hikaye ve birkaç cümlenin olması. Bu romanda fazlasıyla var. Harese hikayesi mesela. Yezidiler için söylenen “İnsanlık ağacının kırılmış dalı” veya Nergis ve Hüseyin’in ölürken mırıldandığı kitaba ad olabilecek “Ben de insandım” sözleri mesela.

Pazartesi, 04 Haziran 2018 15:32

Ahlat Ağacı: Beyaz perdeye yazılan kitap

Yazan

Aylardan ramazan günlerden de pazar olunca insanın yapacağı işler sınırlı oluyor doğal olarak. Ne yapacağımı düşünürken gördüğüm bir haber üzerine kalktım, Nuri Bilge Ceylan’ın uzun bir aradan sonra çektiği filmi izlemeye gittim. İzlenimlerimi de sizinle paylaşmaya karar verince de günü tamamlamış olduk.

Önce şunu belirtmeliyim. Biliyorum, bu tür yazılarda önce film özetlenir, ouncular ve rolleri hakkında bilgi verilir  ve olaylara geçilir. Kısa bir araştırma ile yazacaklarımdan çok daha fazlasını bulacağınız için o bahislere girmeyip filmde dikkatimi çeken hususları sizinle paylaşacağım.

Film çok uzun. 11’de başladı ve 14.15’te bitti. Üstelik aksiyon sahneleri de yok, hareketler durağan, konuşmalar bol ve uzun, neredeyse hiç  müzik yok. Böyle anlatınca siz filmi seyrederken sıkılıp çıktığımı düşünebilirsiniz. Öyle yapanlar olmuş. Ama benim filmi yarıda bırakıp çıkasım hiç gelmediği gibi canım da sıkılmadı. Keşke dedim, bazı sahnelerdeki duyguyu aktarırken müziğin büyülü gücünden de yararlansaydı. Filmi izlerken zaman zaman yoran bir çekim tekniği kullanılmış. Kahraman sabitken çevre hareketli gibi algılanıyor. Başım dönüyormuş gibi hissettim ve o şekilde çekilen sahneler gözlerimi yordu.

Cumartesi, 14 Nisan 2018 12:51

Murat Pay’ın Saklı Miras Miraciyyesi

Yazan

Murat Pay Mevlid’i ve okunuşunu anlattığı Maşukun Nefesinden sonra güzel bir iş daha çıkarmış: Saklı Miras Miraciyye. Seyredince bu satırları karalamaktan kendimi alamadım.

Her ne kadar film dediysem de aslında bir belgesel. Öğretmek ve göstermek amacıyla çekilen film kurgu ve belgesel olarak iki düzlemde gidiyor ve en sonunda birleşiyor.

Kurgu olan kısım Raci’nin başından geçenler. Çocukluğu, gençliği ve olgunluk döneminde yaşadıkları. Çocukluk köyde, gençlik ve öğrencilik bekar evinde, olgunluk ise annesi ve kızıyla birlikte daha büyük bir evde geçiyor. Belgesel kısmı ise Mevlevihane ile başlayıp Bursa’da Numaniye Dergâhı ile bitiyor.

Film olan kısım aslında bu bir nevi Raci’nin olgunlaşma hikayesi. Kahramanımızın adı, filmin bir yerinde de geçtiği için tesadüf olmadığını düşündüğüm Amak-ı Hayal’den alınma ve doğal olarak biraz da Amak-ı Hayal’in Raci’sinin hikayesi.

Pazar, 25 Mart 2018 19:53

Karatay Direniş

Yazan

Yine bir pazar, yine çocuklarla birlikte sinema. Bu seferki istikametimiz Direniş Karatay.

Afişini ilk gördüğüm andan itibaren merak ediyordum, bugün merakım zail oldu. Benim gibi merak edip de gitmeyenler için de oturdum, bu satırları yazdım.

Bizde Osmanlı için çok şey söylenir, bilinir ama Selçuklular pek konuşulmaz. Garip olan şu, tarihçiler arasında da pek popüler değil maalesef. Oysa Selçuklular bilinmeden Osmanlılar tam manasıyla anlaşılmaz. Osmanlıları doğuran ve büyüten iklimi anlamak için Selçuklu devlet yapısını bilmek gerekiyor.

Bu hep böyle mi idi bilmiyorum ama bundan elli sene önce Osman Turan, Mehmet Altan Köymen, Ali Sevim gibi Selçuklu tarihçileri en az Osmanlı tarihçileri kadar meşhurdu ve büyüktü. Hele Osman Turan, onun eserlerini okumayanı adam yerine koymazlardı.

Cumartesi, 17 Mart 2018 14:42

Tedâvüldeki Kitaplar’ın yazarına mektup

Yazan

Üstâd-ı ekremim, efendim,

Kitabınızı okudum. Uykum gelmese ilk gece bitirirdim. Elimden bırakamadan, içtikçe içesimiz gelen bir suyu içer gibi okudum kitabınızı. Üslubu, Türkçesinin güzelliği ve zenginliği, akıcılığı, şiirlerde görmeye alışkın olduğumuz benzetmeleriyle gençlere ve yazar adaylarına tavsiye edilebilecek düzeyde edebi bir metin örneği. Elinize, kaleminize, gönlünüze sağlık.

Her şeyden önce söylemeliyim, kitabınızdan çok şey öğrendim. Çocukluk, gençlik ve üniversite yıllarında okuduğunuz kitaplardan yola çıkarak o yılların bir kritiğini yapıyorsunuz. Kimseyi kırmadan, incitmeden, dökmeden eleştiriyorsunuz. Hem kendinizi hem hocalarınızı hem de bir parçası olduğunuz cemiyetinizi. Yargılamadan, mahkûm etmeden, bir çocuk gibi  başka hesaplar gözetmeden sadece doğruları söyleyerek, tevbe ve dua arasında bir duygu ile yapılan naif ve samimi eleştiri. Bugün hem bu dile hem de böyle eleştirilere o kadar ihtiyacımız var ki.

Page 1 of 4

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç