Kıbrıs

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

64 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 28

Dün 37

Haftalık 28

Aylık 619

Tüm Zamanlar 243711

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 05 Mart 2017 20:40

Kantara Kalesi Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Adanın doğusundaki bekçi

Kıbrıs’ın kuzey sıradağları üzerinde adaya gelen dost ve düşman gemileri gözetlemek üzere doğusundan batısına doğru dizilmiş üç kale var. En küçüklerini ortalarına almış üç kızkardeşe benzettiğim bu kalelerden ilk olarak ortasındaki Buffavento Kalesini yazmıştım, daha sonra da St Hilerion’u. Sıra adanın en doğusunda yer alan Kantara Kalesinde. Sizlere bu sefer bu kaleyi tanıtmaya çalışacağım.

Yine güneşli bir pazar günü, havanın henüz tam manasıyla ısınmadığı, terletmeyecek kadar serin, üşütmeyecek kadar sıcak bir bahar günü gezdim bu kaleyi. Denizden yaklaşık 700 metre yükseklikte bir noktada inşa edilen kale konum itibarıyla öyle bir yere kondurulmuş ki hem adanın kuzeyindeki denize, hem doğusundaki denize, hem Dipkarpaz’a kadar uzanan o çıkıntı yarımadaya, hem de Maserya ovasına hakim. Dolayısıyla kuş adaya kuzeydoğu ve doğudan gelecek her türlü gemiyi görmek mümkün.

 

Kalenin adı nereden geliyor?

Kaleye ve yolu üzerindeki köye adını veren Kantara Arapça bir kelime ve köprü demek. Diğer iki kalenin isimleri biri İtalyanca asıllı, diğeri bir isim. Buraya niye köprü ismi versinler diye düşünmedim değil. Muhtemelen zamanla ismi buna dönmüş olmalı. İşin ilginç tarafı kalelerinin üçünün de dokuzunca asırda yapılmış olmasına rağmen adeta adanın tarihi gibi. İsimlerden biri erken dönem Hristiyanlık dönemine ait. Rumların Ortodoks olduğunu düşündüğümüzde onları da karşıladığını düşünebiliriz. Biri Arapça, özellikle yedinci ve dokuzuncu asırlar arasında Arap fatihlerin geldiğini ve adaya kısmen de olsa hakim olduklarını düşündüğümüzde bu dönemi temsil ettiğini görüyoruz. Biri de İtalyanca. Çok kısa sürmesine rağmen Venedik dönemini temsil ediyor. Gerçi Lusignyanlar ve Osmanlılar yok ama onlar da biri Avrupalı, diğeri de Müslüman olduğu için bu iki ismin onları da temsil ettiğini düşünebiliriz.

Kalenin tarihi

Kale diğer iki kale ile aynı dönemde yapılmış, onuncu asırda. Bizanslılar tarafından Arap saldırılarına karşı yapıldığı yazılı kaynaklarda. O dönemlerde özellikle Endülüs Emevilerinin bu taraflara ve Anadolu’ya geldiklerini biliyoruz. Muhtemelen saldırıları karşılamak için değil, gelenleri gözetlemek için olmalı. Çünkü kale o kadar çok askeri barındırıacak kadar büyük değil.

Kale dönem dönem Kıbrıs’ın yerel krallarının hakimeyetinde kalmış. Lusignyanlar da pek ses çıkarmamış anlaşılan. Hem çok uzakta, hem kalabalık değil. Kendileri için bir tehdit unsuru olarak görmediler muhtemelen. Bazı dönemlerde de kraliyet ailesinin av için gittikleri esnada konakladıları yer olmuş uzun bir süre. Özellikle yırtıcı hayvanları için keçi avına çıkarlarmış.

Kantara Kalesi, 14. Asrın ikinci yarısında Cenevizlilerin adayı almalarından sonra bile uzakta ve yüksekte olmasından dolayı Kıbrıs kralının elinde kaldı. Ancak bu durum bir asır devam etti. 1489 yılına gelindiğinde kale Venediklilerin eline geçmişti. Diğer kaleler gibi bu kalenin de önemi azaldı ve zamanla kendi haline bırakıldı. Kalenin elden geçirilmesi için beş asır beklenmesi gerekiyormuş. 1914 yılında İngilizce adadaki tarih eserleri özellikle kendi amaçlarına uygun olanları tamir çalışmaları sırasında kale elden geçirildi ve bugüna kadar gelmesi sağlandı.

St Hilarion gibi buraya da Londra’da yaşayan bir Kıbrıslı denizle ada arasında çalışacak bir teleferik yapmak istemiş ama muvaffak olmamış.

Kalenin planı

Kale büyücek bir kaya üzerinde inşa edildiği için etrafı uçurum. Kaleye sadece doğu tarafından giriliyor. Böyle bir yerin özellikle güvenlik açısından seçildiği çok belli. Hem korunaklı, hem de gözetlemek için çok müsait noktada. Bu tür kalelerin temel sorunu sudur ve bu kalenin su ihtiyacını karşılayacak depoyu diğer yönlere yapmak o devrin imkanlarına göre pek müşkül olduğundan olsa gerek giriş tarafına, kuzey kulesisinin hemen önüne inşa etmişler.

Kalenin girişi c harfi gibi. Harfin iki ucunda iki kule var ve hafif bir kavis çizen duvarların ortasından kaleye giriliyor. Doğacak güvenlik zaafiyeti de kaleye girmek için geçilmez zorunda kalınan bir avlu ile tahkim edilmiş. Kalenin diğer cepheleri ise insanı ürküten uçurumlarla çevrili. Girişteki kulelerin arasından geçip avluyu yürümeye başlayınca kuzey ve güney taraflarındaki küçük kulelerin hemen arkalarında daha büyük kuleler ver alıyor. Ana girişten kaleye girince solda bir savunma kulesi var. Alt katında haç tonozlu bir oda var. Odanın içindeki mazgaldan altında da bir oda olduğu görülüyor. Muhtemelen kalenin hapishanesi olmalı. Odayı geçince mangal delikleri de olan yine tonozlu üç oda karışılıyor sizi. En sonda da bir tuvalet olduğu yazılı ama ben göremedim. Surların güneybatı ucunda, bir gözetleme kulesi daha var. Sarnıca dönüştürülmüş odaların kalıntıları da burada. Kuzeydeki odanın kapısı kilitli ve dikkatlice bakınca altında hâlâ su birikintisi olduğu görülüyor. Kalenin en yüksek noktasında ise Buffavento Kalesiyle haberleşmek için yapılmış bir kule varmış. Bu gün sadece kalıntısı ve bir penceresi var. Girişin sağ tarafında ise mazgal delikleri olan geçit ile yine haç tonozlu bir odası olan bir kule var. Kalenin üst tarafında da bir oda var. Ama diğer odalar kadar büyük değil.

Burası St Hilarion’dan küçük, Buffavanto’dan daha büyük bir kale. İçini gezerken taşların ya üzerinden ya da arasından geçiyoruz yürürken. Kayalar çok fazla oda veya bölüm yapmaya izin vermemiş. Yapılanlar da kayaların izin verdiği ölçüde yapılmış.

Kale için anlatılan efsaneler

Aynı dönemlerde dönemlerde yapılan ve birbirine çok benzeyen bu üç kale ile ilgili anlatılan efsaneler da birbirine benziyor. Mesela İngilizlerin meşhur kralı Aslan yürekli Richard adayı aldığında kendisinden kaçan yerel kral Kommenos’un hem Buffevento’ya, hem de buraya sığındığı yazılı. Kaynak yazılı olmayınca halk dilinde kolayca uyarlanabiliyor. Söylenenlere göre kötü ruhlardan arındırma konusunda mahir olan St Hilarion lanetlenmiş olan bu kalenin olduğu bölgeyi kötü ruhlardan temizlemiş. Daha sonra St Hilarion çevrede yaşayan köylüleri toplamış ve onlara kötü ruhların ve şeytanın burada olmadığını, insanların içlerinde olduğunu söyleyerek kendilerini şeytandan kurtarmaları konusunda bir vaaz vermiş. Muhtemelen St Hilarion’un ruhları kovduğu yer kendi adına inşa edilen kale olmalı. Yapımından altı asır önce ölmüş bir ermişin burayla ilgisini kurmak biraz zor.

St Hilarion’da kraliçe için anlatılan efsaneler burası için de anlatılır. İnşaat yapıldıktan sonra işçilere ödeyecek parası olmayan kraliçe işçileri sırayla odasına alır ve pencereden aşağı atarak öldürür. St Hilarion’da meşhur penceresinden bakan kraliçe burada bir kayanın üzerinden etrafı gözler. Yalnız ve mutsuz kraliçe bir kaya üzerine oturup deniz ve karayı seyredermiş. Onu gören çobanlar da kraliçenin oturduğu kayaya Kraliçenin tahtı derlermiş. Gezerken baktım ama bulamadım. Etrafı seyretmeye müsait o kadar kaya var ki bilemedim hangisi olduğunu.

Bu kale ile anlatılanlardan biri de kraliçenin hazineleri ile ilgilidir. Genellikle hazine ve define avcıları nerede bir harabe görse, bir de orası tarihi bir yerse mutlaka bir hazine olduğunu düşünür ve bununla ilgili efsaneler uydurur. Ne hikmetse yüzlerce yıl geçmesine ve yüzlerce kişinin aramasına rağmen hazineyi de kimse bulamaz. Kantara harabeleri için de kraliçenin bıraktığı bir hazineden bahsederler. Bir rivayete göre Venediklilerin sikkeleri olur hazine. Ama akla Venediklilerin bu kaleleri terk ettikleri, terk ettikleri yerde neden hazinelerini bıraktığını sormadan, sorgulamadan inanır. Hazine ile ilgili 101 oda efsanesi de söylenir ama değil yüz bir, on bir oda bile zor bulunur burada.

St Hilarion’la benzer bir diğer rivayet ise hazine odasını bulup altınlara dalıp kendini kaybeden bir çobanın içeride kalması. Yanında bulunan nardan her gün bir tane yiyerek hayatta kalması ve vakti geldiğinde heybesindeki altınlarla dışarı çıkması. St Hilarion’da içeri birkaç işi girip kırk sene uyurken burada bir çoban giriyor ve bir sene sonra çıkıyor.

Bütün bu efsaneler muhtemelen birbirine çok benzeyen bu kaleler için karıştırılarak anlatılmış ve doğruluğu sorgulanmadan inanılarak nesilden nesile aktarılarak bugüne kadar gelmiş. Kimileri inanmış, kimileri inanmamış. Şimdi siz bana sen inandın mı, diye sormadan ben cevap vereyim. Üç kaleyi de gezen biri olarak anlatılan efsanelerin St Hilarion için daha makul olduğunu, diğerlerinin ise uyarlanmış olduğunu düşünüyorum. Her iki kalede de kraliyet ailesinin yaşayacağı bir ortam yok, çok uzak, küçük ve de zemin çok engebeli ve kayalık. Bu iki kale karakolluk yapsın diye inşa edilmiş kaleler. Venedikliler, kendilerinden öncekilerin ancak yüksekten görebildiklerini gelişmiş dürbünleriyle ve devamlı seyir halinde olan gemileriyle gözledikleri için bu kadar yüksekte ve uzakta olan kaleler asker göndermeyi gereksiz görmüşler.

Kantara kalesini Torosları, Karpaz yarımadasını ve Maserya ovasını aynı anda aynı noktadan seyredebilmek için gitmeye değer. Tavsiye ederim.


Okunma 547 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 09:25

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç