Kıbrıs

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

66 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 28

Dün 37

Haftalık 28

Aylık 619

Tüm Zamanlar 243711

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazar, 19 Şubat 2017 09:18

Saint Hilarion basit bir kale değildir Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Saint Hilarion Efsaneleri

Saint Hilarion kalesini tanıtmaya çalışğım yazının sonunda kale ile ilgili efsanelerin ayrı bir yazı konusu olduğunu söylemiş ve bir sonraki yazıda sadece bu konuya ele alan bir yazı yazacağımı belirtmiştim. Sözümüzü yerine getirelim.

Her şeyden önce kalenin kendisine has bir karizması olduğunu ve efsane üretmeye uygun bir zemini bulunduğunu söyleyelim. Kalenin beni etkileyen tarafı taşların üzerinde olmanın verdiği bir vahşilik ve doğallıkla kale içindeki yapıların naifliğinin ve güzelliğinin bir arada uyum içinde olması. Bu eşsiz uyum bir o kadar eşsiz panoramik manzara ile birleşince insanların dikkatini çekmemesi ve etkilenmemesi mümkün değil. O kadar muhteşem bir görüntüsü var ki etkilenmemek mümkün değil. Söylenenlere göre Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmindeki kale bu kaleden mülhem inşa edilmiş. Filmi gözlerimin önüne getirmeye çalışınca aralarında gerçekten bir benzerlik olduğunu düşündüm.

 

Filmlere ilham veren bu kale ile ilgili efsaneler daha çok kalenin banisi olduğu veya mukimi olan kraliçeden veya kraliçelerden biri üzerine kurulu. Kalenin yapılışı, kraliçenin penceresi veya aşkı ile gizemli hazinesinin konu edildiği yüz bir ev ile ilgili olmak üzere üç efsane anlatılır kale ile ilgili olarak. Bu yönüyle kalenin mi, kraliçenin mi efsanelerini anlatılıyor, bilemedim. Sırasıyla anlatmaya çalışayım.

Kalenin yapılışına dair efsane

Sizlerle paylaşacağım ilk efsane kalenin yapılışı ile ilgili. Anlatılanlara göre kale, çok güzel ama çok da zalim bir kraliçe tarafından yaptırılmış. Regaena adındaki bu kraliçe Kıbrıs’ın en güzel kadını olduğunu düşünür ve kendisinden daha güzel bir kadın olduğunu duysa çıldırır ve hemen onu yok etmeye çalışırmış. Bu hikaye eminim size bir yerden tanıdık gelmiştir: Pamuk Prenses. Biz konuyu dağıtmadan hikayemize devam edelim. Bu zalim kraliçe başlarında kamçılarıyla bekleyen askerlerin zoruyla çalışan kölelerin inşa ettikleri kalenin yapılışını izlermiş. Kalenin bir an önce bitirilmesini isteyen kraliçe, artık ne acelesi varsa, işçilerin ve kölelerin soluklanmasına bile izin vermezmiş. Bu sahneyi de özellikle tarihi film meraklıları gözlerinin önünde canlandırabileceklerdir. Denizden tepeye kadar yan yana dizilecek kadar çok köle varmış inşaatta çalışan. Elden elde uzatarak taşırlarmış malzemeyi kaleye. Derken kale tamamlanmış ve kalenin içinde gizli dehlizler ve tüneller de yapılmış. Zalim kraliçe bu dehlizleri ve tünelleri kendisinden başka kimsenin bilmesini istemediği için meşhur penceresinin olduğu odasına çekilmiş ve gizli geçitleri bilenleri teker teker odasına çağırmış. Odasına girenleri aşağısı uçurum olan pencerenin önüne getirmiş ve iterek öldürmüş. Bundan dolayı da buraya kraliçe penceresi adını vermişler.

Prens John için de böyle bir hikaye anlatırlar. Kendisine ihanet edeceği söylenen askerleri bugün adıyla anılan kuleye teker teker çağırıp öldürmesi ile arasında benzerlik var. Ayrıca masallarda da zalim ve kıskanç kraliçe motifi oldukça sık karşımıza çıkar.

Kraliçenin ölümü

Kale yapılıp içeride yaşamaya başlayan kraliçeyi güzel ve huzurlu günler beklemez. Belki de haksız yere öldürdüğü masumların ahları tuttu ve kraliçeye verilebilecek en büyük cezalardan birini verdi.

Yine anlatılanlara göre çok güzel olan kraliçe yalnız ve mutsuzmuş. Adı verilen pencerelerin kenarına oturur, lapiska saçlarını tarayarak geçirirmiş günlerini. Kim bilir ne hayaller kurardı saçlarını tararken. Sadece o hayal kurmazdı saçlarını tararken, onu seyredenler de hayallere dalarmış.

Bazen de ormanda yürüyüşe çıkarmış kraliçe. Bir seferinde ormanda yürürken çok güzel kaval çalan ama çok da çirkin olan bir keçi çobanına rastlamış. Kavalın sihirli sesine bayılan kraliçe sesi takip ederek çobanı bulmuş ve ayakları ve göğsü bir ayı kadar kıllı olan ve teke gibi kokan bu çobanın çirkin görüntüsüne rağmen ona aşık olmuş. Güzel kadın-çirkin erken aşkı motifi. Bu konuya tekrar geliriz. Hikayemize devam edelim. Kraliçe çoban ile sık sık buluşmaya başlamış ve çobandan bir kızı olmuş. Kız annesine benzemiş. Altın sarısı saçları varmış. Kız büyüyünce kaleden çıkar etraftan çiçekler toplarmış. Annesi de her seferinde kızını sıkı sıkı tembihlermiş fazla uzaklaşmaması için.

Derken kız annesinin kaderinin yaşamış, uzaktan bir kaval sesi duymasıyla başlamış her şey. Annesi kızındaki değişikliği hemen farketmiş ve bir gün pencere kenarında saçlarını tararken durumu kızına sormuş. Kızı, çok güzel kaval çalan bir çobanla tanışğını ve onu çok sevdiğini söyler söylemez kraliçe şaşkınlıktan ve üzüntüden önce elindeki tarağı düşürmüş, sonra pencereden aşağı düşerek bir rivayete göre kendisini atarak ölmüş.

Bilmeden babasıyla birlikte olan kız motifi. Bunun tam tersi de var, annesi olduğunu bilmeden evlenen evlat, Oedipus.

İkinci rivayet de bu. Gördüğünüz gibi birçok efsaneye benziyor. Pencere kenarında oturup uzun lapiska saçlarını taraması kuleye hapsedilen Rapunzel’i hatırlatıyor. Göğsü kıllı, teke kokan çoban ve kavalı ise çobanların tanrısı Pan’ı. Rivayette ayı gibi kıllı olarak tasvir edilen keçi boynuzlu ve keçi ayaklı olup Hermes ile Nympha’nın oğlu. Kavalı da kendisinin yaptığı yedi flütten oluşan ve adıyla anılan pan. Pan’ın hayatında iki önemli peri var. Biri çam olur, diğeri de sazlık.

Efsanede geçen bir diğer motif babası olduğunu bilmeden birlikte olan kız motifi. Jostain Gaarder’in Sirk Müdürünün Kızı isimli romanı tam da böyle bir hikayeyi anlatır. Bunun tam tersi, annesi olduğunu bilmeden evlenme de vardır ve Oedipus bilinen en meşhur örneğidir.

Efsanedeki bir diğer motif güzel kadın-çirkin erkek aşkı. Melek-dev veya şeytan birlikteliği. Dede Korkut hikayelerinde geçen Tepegöz’ün annesi de bir peri ve babası da bir çoban. Onların çok güzel bir kızları olmuyor, bir oğlu oluyor ve büyüdükçe canavarlaşıyor. İki hikayenin arasındaki benzerlik ikisinden de lanetlenmiş olması ve sonunun dramla bitmesi.

Güzel kadın-çirkin ve kaba erkek birlikteliği edebiyata da konu olmuş. Hugo’nun meşhur Norte Dome Kamburu Quasimodo ile Esmeralda’nın aşkı. Aytmatov’un Cemile’sinde de Cemile ile Danyar arasında buna benzer bir aşk yaşanır.

Yunan trajedilerini hatırlatan efsanede gördüğünüz gibi birden çok ortak motif var ve Antik Yunan mitolojisi etkisi oldukça yoğun olarak hissediliyor.

101 evler efsanesi

Kale ile ilgili anlatılan bir diğer efsane 101 evler efsanesi. Aynı efsane Buffevento kalesi için de anlatılır. Ama orası burası kadar büyük değil ve burası gibi gizemli ve zengin bir tarihi yok. Muhtemelen Buffevento için de uyarlanmış olmalı.

Neyse biz efsanemize dönelim. Kalenin yüz bir odası vardır ve yüz odası bilinirken sonuncu oda bilinmektedir. Çünkü bu odada kraliçenin hazinesi vardır ve bu hazineden ve odanın yapılmasından haberdar olan ustalar veya köleler kraliçe tarafından pencereden atılarak öldürülmüştür.

Tipik bir hazine avcısı hikayesi aslında. Bir yerlerde olduğu bilinen hazineler daima dikkat çekmiş, kısa yoldan zengin olmak isteyen bir çok maceracının hayatına mal olmuştur. Efsaneye göre kraliçenin hazinelerinin olduğu oda senede bir gün açılır, bir müddet sonra da kapanırmış. Yine bir çoban bu sefer başka bir çoban, açılan kapıdan içeri girer, ancak aç gözlülüğünden dolayı çok fazla altın almak isteyince vakti kaçırır ve içeride kalır. Eh açgözlü olmak cezasız kalmaz, mesajı veren bir masala benziyor bu rivayet.

Bir rivayet daha var bu gizli oda ile ilgili. Kalenin hemen altındaki köyün adı Zeytinlik. Bu köyden bir grup genç kaleyi gezerken yine odanın kapısının açılmasına tesadüf etmişler ve dalmışlar içeri. Yine daha fazla altın alma arzusu ve kapının üzerlerine kapanması. Gençler içeride uykuya dalarlar ve kırk yıl sonra uyanırlar. Talihleri yaver gider, çünkü kapının açılma vakti uyanmışlardır. Hemen çıkarlar ve köylerine giderler.

Bu hikaye de biraz Ali Baba ve Kırk Haramiler ile daha çok Ashab-ı Kehf kıssasını hatırlatıyor. Bu yönüyle de diğer efsanelere göre daha Türk. Adanın Türkler tarafından fethedilmesinden sonra söylenmiş olmalı. Muhtemelen bir önceki versiyonu Türkleştirilerek uyarlandı.

Evet, bir kale, kraliçe ve üç efsane. Üç efsane sadece üç efsane değil, Yunan, İslam ve Türk kültüründen izler taşıyan, edebiyatın içine girmiş motiflerle örülü efsane.

Aslında üç efsaneyi birlikte okuduğumuzda altında çok daha derin anlamlar bulabiliyoruz. Kadınların özelliklerini anlatıyor. Kendilerine yuva kurma içgüdüsü, kıskançlık, paylaşamama, kendisini beğenmesi ve güzelliğe düşkünlük, yuvasının mahremiyetine verdiği değer, evinden uzaklaşğında başına istenmeyen hallerin gelmesi, geleceğini garanti altına alma güdüsüyle topladığı hazine. Bunların her biri üzerinde uzun uzun durulabilir. Ama ben sabrınızı fazla zorlamamak için zikretmekle iktifa edeceğim. Gerisini izan ve idrakinize tevdi ediyorum.

Son söz: Kıbrıs küçük bir ada olabilir ama büyük bir tarihtir aynı zamanda. Küçük ama içine girdikçe büyüyen büyülü bir dünya.

Okunma 466 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 09:27

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç