Kıbrıs Yazıları

Etkinlik Takvimi

30 Nis 2018;
05:00PM - 06:30PM
Kuran ve Şiir
21 Nis 2018;
02:00PM - 04:00PM
Mesnevi'den Çocuklar İçin Hikayeler

Kimler Sitede

10 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 42

Dün 47

Haftalık 89

Aylık 1755

Tüm Zamanlar 259516

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Cuma, 16 Mart 2018 07:12

Ozanköy’ün ve Hisarköy'ün Şehidaları

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Eski ismi Kazafana olan Ozanköy, Girne’nin 5 km doğusunda yol üzerinde şirin ve güzel bir köy. 1974 yılına kadar Rumlarla Türklerin birlikte yaşadığı bir köy olan Ozanköy'ün nüfusu yaklaşık 3.800 ama yazları bu nüfus on bini aşıyor.

Ozanköy’ün küçük bir camii var. Minaresi, çatısı, pencereleri, kapısı, avlusu, avlusundaki mezarları ile görülesi bir yer. Kıbrıs’a has mimari özelliklerin hepsini görebileceğiniz camii avlusunda camiin girişinin iki yanında adeta bir bekçi gibi bekleyen iki mezar var. Sağ tarafta küçük ve sevimli, sade mezar taşlı olanı Altunizade İsmail Ağa’ya, sol tarafta olan ise Mesut Efendi’ye ait. Özellikle Mesut Efendi’nin mezar taşı benzerlerini Eyüp Mezarlığında görebileceğimiz kadar güzel. Hem Altunizade hem İsmail’i görünce dikkatimi çeken mezarın taşları ise sade. Cami avlusunda olduğu için olsa gerek dikemedikleri serviyi ayak tarafındaki taşın üzerine çizmişler. Eğer yanlış değilse gördüğüm bir kaynakta bu iki mezarın baba-oğula ait olduğu yazılı idi. Baba Altunizade İsmail Ağa ve oğlu Mesut Efendi. Zengin bir aile imişler ve çevreye yaptıkları yardımlarla bilinirlermiş. Hem hayırsever olup hem de mezarları camiin hemen girişinde olması camiin yeniden yapanların veya tamir ettirenlerin bu aile olduğunun kuvvetli bir işareti olsa gerek.

Bu köyün diğer köylerden farkı birden fazla şehidanın bulunması. Türkler köyün üst tarafında yaşadığından dolayı şehidalar da yukarı mahallede. Şehidalar bugün metruk evlerin bahçesinde, bakımsız, etrafı taşlarla çevrili, taşların üzeri otlarla dolmuş, biri söylemezse asla bulunamayacak bir durumda. Köyde karşılaştığımız Taşkent Bey olmasa idi biz bu köydeki şehidaları asla bulamazdık.

Ozanköy'de üç şehida, adak yeri var. Ali Paşa, Halil İbrahim Paşa ve Kayalı Şehida. Ancak bunlar arasında köy halkı tarafından en fazla bilinen ve ziyaret edileni Ali Paşa adak yeri. Halil İbrahim Paşa ve Kayalı Şehida çok eskiden adak adanılan ve mum yakılan ziyaret yerleri imiş. Şimdilerde kitaplar ile köyün yaşlılarının hafızalarında yaşıyor sadece.

Ali Paşa

Özellikle Rumlarla birlikte yaşayan Türk köylerinde şehidaların çok önemli bir işlevi var. Orada yaşayan Türklere güven vermesi, kendilerini manevi bakımdan güçlü hissetmesi. Böyle olmakla birlikte adak yerlerine Rumlar da gidip mum yakarlarmış. Bunun nedeni sahip çıkmak ve yatırın kutsallığından meded ummak olmalı.

Ali Paşa da böyle bir adak yeri. Hem Türklerin hem de Rumların kutsal sayıp adak adadığı ve mum yaktıkları bir yer. Bir evin bahçesinde, ağaçlar arasında, uzaktan bakıldığında ev tipi taş fırına benzeyen bir yer adak yeri. Diğer şehidalar gibi bu da mezara benzemiyor. Yakın bir zamana kadar gelinler düğün günü burayı ziyaret eder, çocuklarının olması için adaklar adarlarmış.

Burayla ilgili halk arasında anlatılan birçok rivayet var. İlk rivayet paşaların kim olduklarıyla ilgili. Buna göre Ali Paşa da Halil İbrahim Paşa da birer asker. Yedi kişilik bu askeri grup birlikte karaya çıkıyorlar, bugün Serdar Ömer Türbesinin bulunduğu mıntıkada saldırıya uğruyorlar. Arkadaşları şehit olurken Ali ve Halil İbrahim Paşalar yaralı bir şekilde şimdiki adak yerlerinin olduğu yere kadar gelebiliyorlar ve burada şehit oluyorlar. Daha sonra mezarları kayboluyor. 1900’lü yıllarda köylüler geceleri atları üzerinde gezerken görüyorlar ve izliyorlar. Beşi Serdar Ömer türbesinin olduğu yerde kaybolurken ikisi şimdiki yerlerinde kaybolunca köylüler bu ikisinin şehit olduğunu anlayıp kayboldukları yeri adak yeri olarak düzenliyorlar ve mum yakıp adak adamaya başlıyorlar.  Eğer bu doğruysa Serdar Ömer Türbesinde yedi değil beş mezar olmalı veya birlik yedi kişi değil dokuz kişi olmalı. Ali Paşa ve Halil İbrahim Paşa da Arap olmalı. Oysa erken dönemlerde Araplarda Paşa lakabı ve Halil İbrahim isimleri kullanma adetleri yok. Muhtemelen halkın muhayyilesinde yeniden oluşturulmuş.

İkinci rivayet bir çoban hikayesi. Ahmet adında bir çoban varmış. Köyün içinden aşağı doğru akan Gari Deresi etrafında koyunlarını otlatırken tut ağacında gelinlik giymiş bir kızın kendisine baktığını görmüş. Yanına gidince kız kaybolup bir başka ağaçta görülürmüş. Tam yakalayacakken kolları arasında kaybolurmuş. Bu kızın kaybolduğu yermiş bu rivayete göre de. Hatta bu kızın buradan çıkıp dolaştığını görenler de olmuş. Bu da biraz uyarlama bir efsane. Peri kızı çoban efsaneleri hem Türkler arasında, Tepegöz hikayesini hatırlatırım, hem antik Yunan’da yaygındır. Ali Paşa ile bu kız arasında ilgi kurmanın güçlüğü de bizi şüpheye düşürüyor.

Bir diğer rivayet ise 1970’te üç kız arkadaşın başından geçiyor. Garı deresinden geçerken içlerinden birinin canı tavşankulağı çeker ve bir demet toplar. Toplar toplamaz karşılarında beyaz giysiler içinde beyaz at üzerinde bir adam görürler. Kızlardan biri buradan bir ot bile koparmanın bile yasak olduğunu söyler. Topladıklarını ellerinden topladıklarını bırakınca da beyaz atlı kaybolur.

Ali Paşa’yı sadece kızlar görmemiş. Emin Hoca adında köyün önde gelenlerinden biri de görmüş, ama rüyasında. Emin Hoca’nın çocuğu olmazmış. Çocuğum olursa Ali Paşa’ya bir kubbeli türbe yaptıracağım ve mumlar yakacağım demiş. O gece Ali Paşa Emin Hoca’nın rüyasına girmiş ve ona sen benim mezarıma bakarak bir şeyim yok mu sandın, benim yer altında saraylarım var dedikten sonra atının terkisine attığı gibi adak yerine gelmişler ve taşların arasından yer altına girmişler. Evler, bahçeler, akarsular olan bir yer. Burası çok güzel sen de gelsene, demiş Emin Hoca’ya. Emin Hoca terler içinde uyanmış, karısına anlatmış. Karısı da köyde rüya yorumculuğuyla bilinen bir kadına anlatmış. Kadın Emin Hoca’nın kısa bir süre içinde öleceğini söylemiş ve on beş gün içinde Emin Hoca ölmüş.

Halil İbrahim Paşa Adak Yeri

Ali Paşa ile Ozanköy’e gelen Halil İbrahim Paşa’nın adak yerini de zar zor bulduk. Kimsenin oturmadığı bir evin bahçesinde idi. Evin sahibi hanım bahçesinde bulunan delikli bir taşın yerini değiştirir. Gece rüyasına giren Halil İbrahim Paşa taşın dilek taşı olduğunu ve geri götürmesini söylemesi üzerine buranın şehida olduğunu anlamış. Aynı şekilde yoldan geçen bir adam da delikli taşı almış ve o da benzer bir rüya görmüş. Adama taşı yerine getirmediği takdirde başına bir bela geleceğini de söyleyince adam uyanır uyanmaz taşı aldığı gibi geri götürüp yerine koymuş.

Buranın kutsal olduğuna dair bir olay daha anlatılır. Bir Rum gezmek için buraya gelmiş, sıkışmış ve abdest bozmak istemiş. Onu uyarmışlar ama dinlememiş ve taşa tekme atmış ve ayağı sakatlanmış ve bu olaydan sonra topal kalmış.

Kayalı Şehida

Kayalı Şehida’yı Taşkent Bey de bilmiyordu. Kimin bahçesinde olduğunu söylediğim zaman evi hatırladı. Sen nereden biliyorsun diyeceksiniz. Efendim gitmeden önce kitapları karıştırmış ve not almıştım. İyi ki not almışım, o notlar sayesinde bulduk.

Eve gittik, kapıya çıkan yaşlı bir çift adak yerini bize gösterince Taşkent Bey de öğrenmiş oldu. Beyamca kayın validesinin buraya bir odacık yapmak istediğini ama ömrünün vefa etmediğini söyledi. İnşallah kayınvalidesinin bu arzusunu gerçekleştirmek ona nasip olur.

Kayalı Şehida bir evin yakınındaki bir tarlanın içerisinde. Etrafı taşlarla çevrili küçük bir yer. Söylenmese bilinebilecek bir yer değil. Bazı günler tarla sahibi şehidayı mumla aydınlatırmış ama uzun zamandan beri mum yakılmadığı belli oluyor.

Burası hakkında anlatılan rivayetlere göre burası Hala Sultan ile gelen askerlerden birine ait. Ancak bu pek inandırıcı değil. Çünkü o sefere katılan askerler Larnaka civarında idi ve buralara kadar gelmemişlerdi.

Burada bir yatır olduğu da birinin taşları alması ve rüyasında aldığı taşı yerine koymasının söylenmesi üzerine anlaşılmış. Bir diğer rivayet büyük bir ağacın kuruması üzerine. Ağacın kuruması şehidaya bağlanmış ama ben bir ilgi kuramadım. 

Hisarköy’ün Armutlu Şehidası

Armutlu Şehida’nın bulunduğu Hisarköy, Girne’den yaklaşık 28 km uzaklıkta, dağın güneyinde, Çamlıbel yolu üzerinde, biraz içeride yaklaşık 250 civarında nüfusu olan bir Türk köyü.

Bulmakta en çok zorlandığımız şehidalardan biri de Hisarköy’deki idi. Zorluk kimsenin bilmemesinden değil, şehidanın bulunduğu yerden kaynaklanıyor. Köyün batı tarafındaki girişindeki yol üzerinde biçerdöver tamirhanesi olarak kullanılan sac çatılı yüksekçe bir binanın arka tarafındaki tarla içinde bir yerde. Tamirhanedeki çırak bizi götürmese asla bulamazdık. Şehida denilen yer çitlerle ayrılmış iki tarla sınırında, ancak dikkatlice bakıldığında görülebilen bir mağara, yer altında küçük bir oda. Sınıra çekilen tel örgüden ve otlardan dolayı güzel bir fotoğrafını çekecek kadar yaklaşamadık.

Buradaki şehidayı ararken sorduğumuz kişilerin şehidayı bilmesi dikkatimi çekti. Çünkü diğer köylerde sora sora zar zor bulurken burada sorduğumuz herkes biliyordu.

Şehidanın tarihi o kadar eski değil. 1950’lerde köylülerden birinin gördüğü beyaz bir atın üzerinde beyaz kaftanlı bir zatın yukarıda tarif ettiğim mağaraya girmesi ve kaybolması üzerine kaybolan kişinin bir şehit olduğu düşünülmüş ve adak yeri olmuş. Adak yeri olunca da diğer adak yerlerinde olduğu gibi mum yakılıp adaklar adanmış.

Neden Armutlu Şehida sorusu aklınıza gelebilir. Bu ismin şehit ile ilgisi yok, bulunduğu tarla ve civarında armut ağaçlarının olmasından dolayı bu isim verilmiş. Armutlu’daki şehida Armutlu Şehida olmuş zamanla.

Artık ne adak adanıyor ne mum yakılıyor. Ama köylüler arasında hâlâ saygı duyuluyor ve köylerinde böyle bir şehida olmasından da memnunlar.

Okunma 105 kez Son Düzenlenme Cuma, 16 Mart 2018 07:24
0
0
0
s2smodern
Bu kategorideki diğerleri: « Ağırdağ’ın Sakallı Dede’si

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç