Kıbrıs Yazıları

Etkinlik Takvimi

25 Şub 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri
03 Mar 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

179 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 103

Dün 314

Haftalık 103

Aylık 4050

Tüm Zamanlar 337592

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Pazartesi, 11 Nisan 2016 19:25

Hz. Ömer ama halife olan değil Öne Çıkarılmış

Yazan
Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Hz. Ömer Türbesi/Tekkesi

Kıbrıs’ta türbe ve mezar ziyaretleri önemli gelenekler arasındadır. Dinin pratik hayatı neredeyse bunun üzerine kurulmuştur, dersek sanırım abartmış olmayız. Halk manevi değeri yüksek olduğuna inandıkları kimselerin mezarlarını özellikle mübarek gün ve gecelerde ziyaret eder, adaklar adarlar, mevlitler okuturlar. Ayrıca ihtiyaç sahipleri, derdi olanlar, bir şeyler isteyenler de ihtiyaçlarının karşılanması, dertlerine deva bulunması niyetiyle bu tür yerleri ziyaret ederler. Muratları hasıl olanlar da bu tür yerlerde adaklarını kesip mumlar yakarak bir nevi teşekkür ederler. Hz. Ömer Türbesi de Girne ve civarının manevi dünyasında önemli bir yer işgal eder.
Kıbrıs’ın en sık ziyaret edilen yerlerinden biri olan Hz. Ömer Türbesi, Serdar Ömer ve arkadaşlarının şehit oldukları mağara ve üzerine yapılan makamlardır. Hala Sultan’dan sonra gelen en mukaddes ziyaret yerlerinden biri kabul edilen Hz. Ömer Türbesi Girne’nin 4-5 km doğusunda deniz kenarında, kayalıkların üzerindedir.
Hakkında bilgi veren kaynaklar aşağı yukarı aynı şeyleri söyler. Muhtemelen her biri bir önceki kaynağı kullanmış, böylece aynı bilgiler tekrar edile edile bugüne kadar gelmiştir. Ancak bazı bilgiler diğerleriyle çelişir.

Anlatılanlara göre İslam ordularının Hz. Ömer devrinde başlayan Kıbrıs’ı fethetmeye yönelik gayretleri Hz. Osman döneminde de devam eder. Muaviye’nin Bizans'tan kalma tersanelerden yararlanarak yaptırttığı donanma Müslümanlara bu fırsatı verir. İlk deniz birlikleri olan bu donanma 648 yılında 1700 parçalık bir filo ile Larnaka taraflarından Kıbrıs'a çıkarma yapar ve kan dökmeden Ada'yı fetheder. İlk seferden beş yıl sonra bu defa Kıbrıs'ın kuzeyinden Lapta ve civarı üzerine 12.000 kişilik bir ordu ile gelirler ve buralara yerleşirler. Hz. Ömer ile ilgili kaynaklar hep ilk seferin tarihini verirler ancak kanaatimce bu olay ilk seferde değil, 654 yılında Lapta ve civarına yapılan sefer esnasında vuku bulmuş olmalıdır.
Bir rivayete göre Serdar Ömer ve altı arkadaşı Karpaz burnunu geçip Girne açıklarına gelmiş, bugün Çatalköy olarak bilinen mevkiden Ada’ya çıkıp Girne Kalesini kuşatmışlar. Kale muhafızlarının gelen bu yedi mücahidi püskürtmesi üzerine karaya çıktıkları yerden gemilerine binmek isterler ancak muvaffak olamazlar. Bu yedi cesur asker saklandıkları mağarada şehit edilirler.
Yerli halktan Müslüman olan bir çoban bu yedi askerin naaşlarını olaydan iki sene sonra şehit oldukları mağarada cesetleri bozulmamış halde bulmuş, defnetmiş, daha sonra mağaranın ağzını kapatarak saklamıştır.
Bu rivayet de bana pek makul gelmemektedir. Çünkü Girne kalesini bilenlerin çok iyi takdir edecekleri gibi yedi askerin tek başlarına kaleyi muhasara etmeleri pek mümkün değil. Bu yedi asker, muhtemelen bilgi almak üzere gönderilen keşif kolu olsa gerek.
Yedi askerle ilgili bir rivayet daha var ki öncekine göre bana çok daha makul geliyor. Donanma karaya çıkmış, savaşmış ve bu savaşta yedi asker şehit olmuştur. Diğer askerler de şehit olan arkadaşlarını daha iyi korunması için mağaraya defnetmişler, zarar görmesin diye de mağarayı kapatmışlardır.
Mantıklı bulmadığım bir başka rivayet de şöyle: Dönemin yerli halkı şehit edilen bu yedi mücahidin başlarını kesip çatallara takıp bir yerlere asmışlar ve teşhir etmişler. Türkler de buraları fethettikleri zaman bu olaya telmihen yörenin adını Çatalköy koymuşlarmış. Türk fatihler, neden Müslüman mücahitlerin başlarının kesilmesi gibi kendilerini üzen ve hatırlamak istemeyecekleri bir ismi koysunlar?
Buraya kadar olanlar olayların oluş biçimiyle ilgili idi. Olay 654 yılında geçiyor ancak Ada uzunca bir süre Bizans ve Haçlılar tarafından yönetiliyor ve yedi askerin mezarı ile ilgili bilgiler külleniyor. Dolayısıyla ikinci kısım rivayetler de doğal olarak bu yedi mezarın bulunması ile ilgili.
Ada’nın Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra bizce nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde mezarlar bulunmuş, kalıntıları mağaradan çıkarılmış, şimdiki bulundukları yere tekrar gömülmüş, üzerlerine de türbe ve mescid yapılmış. Tarihi tam olarak tespit etmek zor, en azından eldeki belgeler bu konuda bize bir şey söylemiyor. Ama halk bulunma hikayesini ortak hafızasına kaydetmiş. Ama biraz geç döneme ait. Neredeyse iki asır sonrasına.
18. Yüzyılda Ada devamlı korsan saldırılarına maruz kalmakta, korsanlar buldukları kadınları, kızları, çocukları ve hayvanları kaçırmaktadır. Kaynaklarda Hacı Hasan olarak geçen kanaatimce hacılığının sonradan yakıştırıldığı bir çoban bölgede koyunlarını otlatırken bir korsan gemisinin yaklaştığını görür. Hemen sürüsüyle birlikte kayaların arkasına ve mağaralara saklanır ve kendisini ve sürüsünü bu korsanlardan koruması için Allah’a dua etmeye başlar. Derken yedi kırmızı ata binmiş yedi asker kayalıklardan çıkar, atlarının nalları taşlarda kıvılcımlar çıkararak denize doğru ilerler ve gidip korsanların gemisini batırırlar. Korsanlar bu olaydan sonra artık Ada’ya bu bölgeden saldırmazlar. Bu olağanüstü kahramanlar Lefkoşa’da Yediler Tekkesi ile Kırklar Tekkesi menkıbelerinde de görülür.
Hasan akşam köye döndüğünde olayı anlatır ama inanmaz köylüler. Hasan’ın ısrarı üzerine kayalıklara gelip atların nal izlerini görünce inanırlar. Bu yedi görünmez kahramanın anısına da kayalıkların üzerine türbe yaparlar. Tarihte böyle görünmez kahramanların yardımıyla kazanılan zaferler çoktur. Müslümanlar Hz. Ali, Hızır ve büyük kahramanları görürken Hristiyanlar da İsa Mesih’i ve azizlerini görürler.
Çoban Hasan’ın duasının kabul edildiği yer de darda kalanların gidip dua ettikleri yer olmuştur. Ötekilerden farkı buraya gelenlerin adaklarını adadıktan ve dualarını ettikten sonra türbe ve civarından bir parça toprak veya kaya parçası alıp götürmeleridir. Dualar kabul olduğunda da alınan topraklar veya kaya parçaları geri bırakılır.
Bu yer tarih boyunca sadece Türkler için değil Rumlar için de kutsal olarak kabul edilirmiş. Rumlar Aya Fanontes adında bir azizenin mezarının burada olduğuna inandıkları için mağarayı kutsal kabul etmekte, mum yakıp para bırakmakta, sivri taşlara bez bağlamakta imişler. Tutulan dilekler kabul edildiğinde de bezler çözülürmüş. 1963 yılında başlayan baskıcı dönemde bölge Rumlar tarafından askeri bölge ilan edilip Türklerin ziyaretine yasaklanmasında Türklerin bu yerle bağlantılarını kesmek, dolayısıyla tarihleriyle arasına set örmek vardı.
Türbe, 1974 Barış hareketinden sonra tekrar ziyarete açılır. 2012’den sonra TC Büyükelçilik Yardım Heyeti tarafından mescit ve türbe güzel bir şekilde inşa ettirilir. Bugün yedi şehidin makamı, mağaranın üzerinde yaptırılan bir mescit içinde yan yana dizilmiş sandukalardadır ve ziyarete açıktır. Mescitte görevli bir imam bulunmakta ve türbenin ihtiyaçları da Kıbrıslı dervişler tarafından sağlanmaktadır. Ziyaretlerinizi bir namaz vaktine getirirseniz deniz kenarında dalgaların sesinin imamın sesine eşlik ettiği, martı seslerinin tekbir seslerine nazire yaptığı bir ortamda namaz kılmış olursunuz.
Hz. Ömer Türbesine tekke diyenler de var. Neden tekke dendiğini anlamış değilim. Sanırım türbenin bulunması üzerine anlatılan menkıbeler ve yedi sayısının kutsallığı insanlara tekke olabileceğini düşündürttü. Veya bir dönem burada bir derviş türbedar olarak görev yaptı.
Doğrusunu Allah bilir diyelim ve Kıbrıs’a yola düşenlere bu türbeyi ziyaret etmelerini, Hala Sultan’la başlayıp aralarında Hz. Ömer ve arkadaşlarının da bulunduğu 748’den 1974 Barış Harekatına kadar geçen sürede Ada’nın fethi için canını veren tüm şehitlerimizi bir fatiha ile anmalarını söyleyelim.

Okunma 2243 kez Son Düzenlenme Cuma, 14 Nisan 2017 09:26
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç