Kıbrıs Yazıları

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

460 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 57

Dün 123

Haftalık 180

Aylık 2674

Tüm Zamanlar 296005

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Kıbrıs Yazıları - İsmail Güleç
Kıbrıs Yazıları

Kıbrıs Yazıları (31)

Kıbrıs gezmeye doyamadığım bir yer. Tarih burada, doğa burada, kültür burada. Beni büyülemeye devam ediyor. Aynı yeri defalarca geziyorum ve her seferinde bir başka şey öğreniyorum. Sorup öğrendiklerimi, okuyup bildiklerimi sizlerle paylaşmak bu sayfanın temel hedefi. Merakınızı celbedip gezmenize, görmenize vesile olursa kendimi bahtiyar hissedeceğim.

Cumartesi, 12 Ocak 2019 17:52

Taşlarla örülen şehir: Mağusa

Yazan

Mağusa dünyada benzeri nadir görülen şehirlerdendir desem yanlış bir şey söylemiş olmam. Çünkü adeta bir açık hava müzesi. Başınızı kaldırıp baktığınız her yerde ortaçağlardan gelip size selam veren bir eser görebilirsiniz. Sadece Ortaçağ değil elbet görecekleriniz. Bir sokakta hem Bizans, hem Latin, hem Osmanlı tarihini görebilirsiniz. Biraz tarih ve sanat tarihine merakınız varsa sokaklarda saatlerce vakit geçirebilirsiniz.

Size ne zaman kurulduğunu ve günümüze kadar nasıl geldiğini anlatmayacağım. O zaten kaynaklarda ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Size şehirde gördüklerimden bahsedeceğim.

Bana “Suriçi’nin en büyük, en önemli ve en güzel binası hangisidir?” diye sorsanız hiç düşünmeden Lala Mustafa Paşa Camii derim. Cami derken Ortaçağların gökdelenleri olan katedralden çevrilme bir cami. Çünkü Türkler bir şehri fethettiklerinde ilk olarak şehrin büyük kiliselerinden birini fetih hakkı olarak camie çevirir, daha sonraki yıllarda da yeni bir cami inşa ederlerdi. Bu kuralı Mağusa için yarım işletmişler. Şehrin en büyük kilisesini camie çevirmişler ama daha sonra yeniden büyük bir ulu cami inşa etmemişler.

Türkler 9 Ağustos 1571 perşembe günü görkemli bir törenle Mağusa’ya girerler. Fetih hakkı olarak şehrin en büyük ve görkemli kilisesini içindekileri boşaltıp minber ve mihrab ilave ettikten sonra camie çevirirler ve Lala Mustafa Paşa ilk cumayı maiyetindekilerle birlikte 17 Ağustos 1571’de burada kılar. Sinan Paşa da bir yıl sonra katedralin çan kulelerine minare ekler. Kuşatma esnasında isabet eden güllelerle dökülen taşlar yerine konulur, yıkılanlar yapılır. Bunu yaparken de genel görünüşü muhafaza ederler. O kadar muhafaza ederler ki Sinan Paşa’nın fetihten bir yıl sonra çan kulesine eklediği minaresi olmasa cami olduğu hiç anlaşılmaz.

Pazar, 16 Aralık 2018 12:12

Mağusa Suriçi kapıları: Kara Kapısı

Yazan

Mağusa’nın etrafını kuşatan surlar ilk yapıldığında sadece  iki giriş kapısı varmış. İlki surların kuzey doğu köşesindeki kara kapısı. Yarım ay biçiminde tabya anlamına gelen Ravelin adı verilmiş bu kapıya ve kapıdaki burca. Diğeri de sahil boyunca sıralanan doğu surlarının ortalarındaki deniz kapısı. Daha sonraki yıllarda şehrin deniz tarafındaki kuzeydoğu köşesindeki Diamente burcunun batısından ve güneydoğu köşesindeki Canbulat burcunun doğusundan birer kapı daha açılmış. Surlara paralel yolun bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılıyor. Deniz kapısısı ise artık kullanılmıyor.

Kara Kapısı/Akkule (Ravelin)

Türklerin Akkule dedikleri Ravelin veya Rivettina Burcu ve kapı bir zamanlar şehrin karadan girilen tek kapısı imiş. Akkule denilmesinin nedeni muhasara esnasında Venedikliler ilk beyaz teslim bayrağını bu burçta kaldırdıkları için Akkule adı verilmiş. Çıkışın baktığı yöndeki şehrin adının verilmesinden dolayı buraya Limasol kapısı da denilmiş bir ara. Şehrin karadan girilen tek kapısı olduğu için Venedikliler güvenlik önlemlerini düşünürek yenilemişler ve kuvvetlendirmişler.

Cuma, 14 Aralık 2018 15:46

Mağusa Surları

Yazan

Ortaçağlardan günümüze kadar ulaşan en uzun ve kalın surlar Mağusa’da bulunuyor. Dimdik ayakta duran surlar Ortaçağ ve Rönasans askeri mimarisinin en önemli örneği aynı zamanda. Sadece bu surları gezerek Ortaçağda bir şehrin nasıl savunulduğunu ve nasıl kuşatıldığını anlayabilir ve anlatabilirsiniz.

Surlar ilk kez Lusinganlar tarafından inşa ediliyor. Elli metre mesafe ile iki sıra halinde inşa edilen surların dış duvarları daha alçak. İç surlar ise yüksek olmasına karşın kalın değillerdi ama devrine göre oldukça muhkemdi. Çünkü ateşli silahlar henüz kullanılmıyordu. Venedikliler kaleye hakim olunca artık yaygınlaşmış olan ateşli silahlara karşı surları kalınlaştırarak güçlendirdiler. Surların çevresine hendekler kazmayı da ihmal etmediler.

Yaklaşık kare planlı şehrin etrafını saran 3.8 km uzunluğunda, 18 metre yüksekliğinde, bazı yerlerinde 9 metreyi bulan genişlikte 15 kulesi olan oldukça büyük surlar iri kesme taşlar kullanılarak yapılmış.

Eski ismi Kazafana olan Ozanköy, Girne’nin 5 km doğusunda yol üzerinde şirin ve güzel bir köy. 1974 yılına kadar Rumlarla Türklerin birlikte yaşadığı bir köy olan Ozanköy'ün nüfusu yaklaşık 3.800 ama yazları bu nüfus on bini aşıyor.

Ozanköy’ün küçük bir camii var. Minaresi, çatısı, pencereleri, kapısı, avlusu, avlusundaki mezarları ile görülesi bir yer. Kıbrıs’a has mimari özelliklerin hepsini görebileceğiniz camii avlusunda camiin girişinin iki yanında adeta bir bekçi gibi bekleyen iki mezar var. Sağ tarafta küçük ve sevimli, sade mezar taşlı olanı Altunizade İsmail Ağa’ya, sol tarafta olan ise Mesut Efendi’ye ait. Özellikle Mesut Efendi’nin mezar taşı benzerlerini Eyüp Mezarlığında görebileceğimiz kadar güzel. Hem Altunizade hem İsmail’i görünce dikkatimi çeken mezarın taşları ise sade. Cami avlusunda olduğu için olsa gerek dikemedikleri serviyi ayak tarafındaki taşın üzerine çizmişler. Eğer yanlış değilse gördüğüm bir kaynakta bu iki mezarın baba-oğula ait olduğu yazılı idi. Baba Altunizade İsmail Ağa ve oğlu Mesut Efendi. Zengin bir aile imişler ve çevreye yaptıkları yardımlarla bilinirlermiş. Hem hayırsever olup hem de mezarları camiin hemen girişinde olması camiin yeniden yapanların veya tamir ettirenlerin bu aile olduğunun kuvvetli bir işareti olsa gerek.

Cuma, 16 Mart 2018 07:09

Ağırdağ’ın Sakallı Dede’si

Yazan

Ağırdağ Girne’ye bağlı Girne Boğazı'nın yaklaşık 1.5 km batısında, dağın ova tarafına bakan eteklerinde kurulmuş 400 civarında nüfusu bulunan bir Türk köyü. Bu köyde de Sakallı Dede adında bir şehida var.

Sakallı Dede, köyün içinde, daracık bir sokak ortasında uzaktan bakıldığında bir fırını andıran küçük bir kümbet. Yanıbaşındaki ev ile arasında bir metre var, yok. Sokak ortasında olduğu için araba geçişlerine mâni oluyor. Anladığım kadarı ile köylüler arasında eskisi kadar değer verilmiyor. Muhtemelen bir sonraki sokak düzenlemesinde gider. Zaten bu haliyle de ne olduğu pek anlaşılmıyor.

Pazartesi, 16 Ekim 2017 14:16

Kıbrıs’ta Bir Çelebi: Harid Fedai

Yazan

Dehr içinde hangi gün gördün ki akşam olmaya

13 Ekim Cuma günü sabahı Prof. Dr. Oğuz Karakartal’dan aldım elim haberi. Harid Fedai Hoca’nın iyice zayıflamış ve güçşüzleşmiş bedeni emaneti daha fazla taşıyamamış. Garip bir hüzün çöktü üzerime. Telefonu kapattıktan sonra bir süre kendime gelemedim. Oysa hoca yaşlı ve hasta idi ve başı bekleniyordu ve bizim tanışıklığımız çok eskilere gitmiyordu.

Pazartesi, 29 Mayıs 2017 15:25

Gaggoz Dede Türbesi

Yazan

Kıbrıs’ta birçok şehidanın, yani türbenin evlerin ya kenarında, ya bahçesinde veya duvarlarında yer aldığını daha önce söylemiştim.

Bunların bir kısmını ev sahibini rahatsız etmeden ziyaret etmek mümkün iken bir kısmını ancak ev sahibinin izniyle ziyaret etmek mümkün olabiliyor. Saatli gidilip usulünce izin istenirse ev sahipleri bu türbelerin ziyaret edilmesine izin veriyor. Hatta kapıları daima açık tutanları bile var.

Gönyeli’de bir evin avlusunda olduğunu bildiğim Gaggoz Dede’yi nasıl ziyaret edeceğim diye düşünürken Allah karşıma, evsahibinin arkadaşı olan Nazif Bozatlı’yı çıkardı ve onun aracılığı ile Gaggoz Dede’nin türbesini ziyaret etme imkanını buldum. Türbenin içinde yer aldığı evin sahibi Çetin Bey’in ve değerli eşinin güleryüzlü evsahipliğini burada zikretmeliyim.

Çarşamba, 17 Mayıs 2017 15:19

Kaybolan şehidalar 2

Yazan

Arapköy Osman Paşa Şehidası

Yine bir pazar günü, üç arkadaş hep birlikte yola revan olduk. Dağ yolundan Girne’ye giderken adını kitaplarda gördüğüm Osman Paşa

şehidasını görmek için yolumuzun üzerinde olan Arapköy’e saptık. Köye geldik ama in cin top oynuyor. Bizimki de iş, pazar sabahı oncivarında köyde kimi görüp bulacaksak erkenden gelmişiz. Ne yapacağız, kime soracağız diye düşünürken yoldan geçmekte olan iki gence ümitsiz bir şekilde sordum. Onlar da doğal olarak bilmediklerini söylediler ve karşıdan gelmekte olan zabıtaya sormamızı söyleyince zabıtaya doğru yöneldim.

İyi olacak adamın ayağında gelirmiş doktoru, bizim de öyle oldu. Meğer zabıtanın babasının evi değil miymiş, bir sevindim sormayın.

Cumartesi, 06 Mayıs 2017 14:11

Kaybolan şehidalar 1

Yazan

Esmer Safi

Lefkoşa’yı buraları iyi bilen bir büyüğüm ile gezerken beni Büyükhan’ın Selimiye tarafına bakan sokaktaki bir dükkana götürmüştü. İçeri girdik, selam verdik ve ardından kendisine neden geldiğimizi söyleyince ayakkabıcı bize içerideki şehit mezarının yerini gösterdi. Dükkan içinde merdivan altına gelen kısımda üzeri ahşap sandık ile kaplanmış bir türbe. Ta ki dükkan sahibi kapağı kaldırıp burada diyene kadar orada olduğunu anlayamayacağımız ve kimsenin de ziyaret etme imkanı olmayan bir yerde. Böyle birkaç yer daha varmış, hatta birinin yerini de söyledi. Evkaf binasının karşısındaki dükkanların birinde imiş.

Bunlar dükkanlarda olanlar. Bir de evlerde olanlar var. Bir evin köşesinde, bahçesinde, avlusunda, temellerinde veya uzaktaki tarlasında. Bunların bir kısmı evler yenilenirken kaybolmuş, bir kısmı da zamanla yok olmuş.

Gezilerim esnasında kaybolmak üzere olan ve ancak sora sora bulabildiğim şehidalardan bildiklerimi sizinle paylaşayım. En çarpıcı olanı ile başlayayım. Pınarbaşı köyündeki Esmer Safi.

Page 1 of 4

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç