Denemelerim

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Aşık Paşa Garipname Okumaları

Kimler Sitede

9 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 13

Dün 39

Haftalık 187

Aylık 1220

Tüm Zamanlar 254236

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ismail - İsmail Güleç
Perşembe, 17 Aralık 2015 09:39

Şeb-i Arûslar biter mi?

Yine bir aralık ayı ve yine bir 17 Aralık günü. Mevlana’nın vuslat yıl dönümü, sevdiğine, sevdiklerine kavuştuğu gün.

Şeb-i arûs seven ile sevilenin kavuşma anı olarak sembolleşti. O tarihten önce de vardı bu topraklarda. Mevlana adını koydu sadece. Ondan sonra da devam etti uzun yıllardan beri.

Anneannelerimiz, dedelerimiz, büyüklerimiz ölümü bir yokoluş, bir kaybolma olarak görmediler hiç. Genç iken evliliğe nasıl hazırlanır idiyseler yaşlanınca da ikinci evliliklerine, yani ölüme öyle hazırlanırdı büyüklerimiz. Özellikle eşi kendinden önce ölenler. Rahmetli babamdan çok duymuşumdur, ah Hacer, beni neden bırakıp gittin, ben ne yapacağım sensiz burada, diye sızlandığını. Babamın annemsiz geçen günlerinin ne kadar zor olduğuna ben şahit oldum. Ölümü, bu dertten kurtulmanın ve anneme kavuşmanın çaresi olarak görürdü hep. Ve bir sabah sessizce çıktı evden hiç birimize haber vermeden.

 

yahut

Türk Yükseköğretimine Bir Bakış

Üstün Ergüder orta tahsilini Robert Kolej’de, lisans ve lisansüstü eğitimini İngiltere ve ABD’de tamamladıktan sonra hoca olarak girdiği Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’nde uzun yıllar hocalık ve idarecilik yapmış, özellikle rektörlük yaptığı yıllarda (1992-2000) Türk yükseköğretimini yakından tanımış, görmüş, yaşamış, kendi dünya görüşü ve tecrübelerine dayanarak bir yönetim modeli geliştirmeye çalışmış, bu süreçte edindiği tecrübeleri emekli olduktan sonra Sabancı Üniversitesi’ne aktarmış yönetici olduktan sonra neredeyse tüm mesaisini daha iyi bir yükseköğretim nasıl olur, sorusunun cevabını aramakla geçiren ve bu alanda kendini yetiştirmiş ülkemizdeki en yetkin bir kaç kişiden[1] biri olduğunu söylesem sanırım abartmış olmam.

Üstün Ergüder, özellikle Boğaziçi’nde rektörlük yaptığı yıllar başta olmak üzere anılarını aralara görüşlerini serpiştirerek Yükseköğretimin Fırtınalı Sularında Boğaziçi Üniversitesi’nde Başlayan Yolculuk (İstanbul: Doğan Kitap, 2015) başlığı altında yayınladı. Kitabı bir çırpıda okuduğumu söylesem sanırım üslubu hakkında dolaylı yoldan bilgi vermiş olurum. Türkçesi akıcı ve düzgün, üslubu sade ve samimi. Mesai arkadaşlarından biri onu gri elbise içinde samimi, hem mesafeli hem samimi, bürokratik değil, nazik olarak tarif ediyor. Onu hiç tanımasak da kitabının arkadaşının görüşlerini doğruladığını görüyoruz.

*

İsmail GÜLEÇ**

Eğitim Fakültelerinin Türkçe Eğitimi Bölümleri programlarında üçüncü ve dördüncü dönemlerde okutulmak üzere Eski Türk Edebiyatı I ve II dersleri bulunmaktadır. Bu derslerin ilki olan Eski Türk Edebiyatı I’in müfredatında 15-16. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, dönemin dil anlayışı, toplumsal durumu ve dünya görüşünü ortaya koyacak çalışmalar ile Divan Edebiyatının temel özellikleri, belli başlı türleri ve önemli temsilcileri yer alıyor. Eski Türk Edebiyatı II dersinde ise 17.-18. yy. Türk edebiyatından seçme metinler üzerinde inceleme çalışmaları, aruz ölçüsünün temel mantığı, aruz öğretiminde karşılaşılan sorunlar, aruz ölçüsünün melodisini öğretmeye yönelik çözümleme çalışmaları, aruz ölçüsünün Türkçe ve edebiyat öğretiminde kullanmaya yönelik modern çalışma biçimleri ve yöntem geliştirme yer alıyor. Müfredata göre nazım biçim ve türlerinin ilk dönem, aruzun ise ikinci dönem ağırlıklı olarak işlenmesi öngörülmektedir.

 

Ülkemizde özellikle son yıllarda Mesnevî’den seçilen hikâyelerin bir araya getirilmesinden oluşan kitapların sayısında bir artış gözlemlenmektedir. MEB’in ilk ve orta öğretim öğrencilerine yönelik 100 Temel Eser olarak bir liste tanzim etmesi ve bu eserleri tavsiye etmesi bu artışın nedenleri arasında ilk sırada sayılabi

Çoğu yayınevi, herhangi bir ölçüye başvurmaksızın, hazırlayanın yetkin olup olmadığını düşünmeden kitaplar hazırlatıp yayınlamaktalar. Bu kitapların büyük bir kısmı daha önce yayınlanan kitapların ufak tefek değişiklik yapılmış hali olduğu için neredeyse kitaplar birbirine benzemekte ve amaca tam olarak hizmet etmemektedir.lir

.

Malum, son yıllarda insanlar yedikleri yiyecekler konusunda ziyadesiyle endişe ediyorlar. Kimi gdo’su ile oynanmış yiyeceklere dikkat ediyor. Kimi obeziteye neden olan yiyeceklerin listesini alıp onlardan uzak durmaya çalışıyor. Kimileri arabalarına atlayıp yakınlarındaki köy veya bahçe ürünleri satan pazarlara çıkıyorlar, sadece daha organik yiyecekler almak için. Alacak organik yiyecek bulamayanlar çareyi bahçesinde, balkonunda saksıda biber domates yetiştirmede buluyorlar.

İnsanların böyle arayışlara girmesinin nedeni seyrettikleri televizyonlarda ve okudukları gazetelerde çıkan haberler. Bazı hastalıkların nedeni olarak gösterilen hazır gıda ve junk food denilen ve sağlıksız olduğu söylenen yemek çeşitleri ile ilgili haberlerin üstünde altında konunun uzmanları da görüşlerini söylüyorlar. Böylece herkesin aklına yiyecek konusunda acaba sağlıklı mı, zararlı mı, diye kurt düşürüyorlar. Ondan sonra da sağlıklı gıda için pazar pazar dolaşmalar, uzaklardan sipariş vermeler felan.

Cuma, 18 Eylül 2015 11:21

Ne kadar anlayışlıyız?

Son günlerde herkes aramızdaki anlayışsız insanların varlığından ve artmasından şikayet eder oldu. Çevremiz, kaba insanlardan şikayet edenlerle dolu. Hoşgörü, sabır, empati gibi kavramlar sık hatırlanır ve hatırlatılır oldu. Hepimiz bu durumdan şikayetçiyiz. Her zamanki gibi her birimiz çok anlayışlıyız, ama karşımızdakiler kaba.

Gören olur, canı çeker diye sokakta yemek yememeyi herkes bilir de sokakta çocukların başını okşamamanın nedeni pek bilinmez. Özellikle 93 Harbiyle başlayan ve sonraki yıllarda devam eden göçler ve savaşlar sonucu binlerce çocuğun babasız kalması üzerine babalar, babası olmayan çocuklar görüp üzülmesinler diye çocuklarını sokakta, çarşıda sevmezlerdi. Böyle düşünceli ve anlayışlı bir millet iken bu kadar şikayet edilecek duruma nasıl geldik?

Başkalarını bırakalım, kendimize bakalım. Kendimize şu soruyu soralım: Sen ne kadar anlayışlısın arkadaş?

 

Cumartesi, 05 Eylül 2015 16:21

İnancı bünyenin bir uzvu yapmak

Uzun zamandan beri düşünür dururum. Eylediklerimiz ile söylediklerimiz tutarlı mı? Allah’a tevekkül ettiğimizi, kadere inandığımızı, rızkı verenin Allah olduğunu söylerururuz. Peki davranışlarımız söylediklerimizi destekliyor mu? Şahit olduğum veya dinlediğim birkaç olayla ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. d

Hikayeyi İhsan Fazlıoğlu’ndan dinledim. Yıl 1999. Deprem olmuş, insanlarda bir korku var. Gayet normal. İslamcı olduğunu düşünen ve bunu söylemlerine yansıtan iki arkadaş. Üsküdar’da kiralık bir ev ararlar. Bir ev bulurlar, kapısında anahtarın komşuda olduğuna dair bir not görürler ve komşunun kapısını çalarlar. Karşılarında yaşı yetmişin üzerinde, kıyafeti yirmisinde kaknem, sıska ve kuru yaşlı bir kadın çıkar. (Teyzemiz yaşıyorsa Alah selamet versin, vefat etmişse rahmet eylesin.) Bizimkiler evi görürler ve aralarında evi tutup tutmama konusunu tartışırlar. Deprem olmuştur ve en büyük korkuları evin depreme dayanıklı olup olmadığıdır. Tartışmalar uzayınca kadın dayanamaz, gençler neye karar verdiniz, diye sorar. Gençler de depremle ilgili bir endişeleri olduğunu söyleyince kadın takdirin önünde durulmaz evladım, der. Bizimkiler de evet teyze durulmaz ama tedbir denen de bir şey var, deyince kadın gençlerin hiç beklemedikleri bir cevap verir:

- Evladım, bilmez misiniz, tedbir takdirin bir cüz’üdür.

Cuma, 07 Ağustos 2015 22:00

Edebiyat Kokusu

Nasrettin Hoca Konulu Televizyon konuşmam

Cumartesi, 01 Ağustos 2015 13:56

Neden bu kadar benciliz?

Son günlerde gazetelerde okuduğum televizyonlarda dinlediğim haberler, beni ciddi ciddi düşündürüyor. Hep böyle mi idik, yoksa son yıllarda mı böyle olduk, bilmiyorum. Ne demek istediğimi daha açık anlatmak için şahit olduğum bir olayı müsaadenizle paylaşayım.

Bir yolculuk sonrası uçakla Türkiye’ye dönüyoruz. Havaalanına yaklaştık. Pilot kulenin uçak trafiğinin izin vermediği için iniş yapamadığını, izin alır almaz ineceğini anons etti. Yarım saat kadar havada kaldık. Zaman geçtikçe yolcular önce mırıldanmaya, sonra söylenmeye, daha sonra da bağırmaya başladılar. Neymiş, neden havada bu kadar uzun süre bekliyormuşuz, kaptan açıklama yapmalıymış felan filan. Adamın hosteslere bağırması bitince destekleyen alkışlar, bravolar vs. Derken çok geçmeden kule izin vermiş olmalı ki uçak indi. Pilot mutad konuşmasını yaptı ve yeniden pilotu protesto eden alkışlar. Gerçekten pilot bunları hakketti mi?

Cumartesi, 11 Temmuz 2015 13:33

Bayram O Bayram Ola

Bayram oldu dosta geldik îd-i ekberdir bugün
Bayram oldu dostu gördük r
ûz-i enverdir bugün
Bayram oldu dostla olduk Kenz-i gevherdir bugün
Lütf-ı Hak’la gönle girdik bayram oldu çok şükür”

Lütfi Filiz Efendi yaşadığı bir bayramı böyle tarif eder. Bayram dostlara gidilen gündür, dostun görüldüğü gündür, dostla vakit geçirildiği gündür, dostun gönlüne girildiği gündür. Böyle bir bayram günü de en büyük bayramdır, aydınlık, güneşli bir gündür ve inci mücevherle dolu hazineye sahip olmaktır.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç