Denemelerim

Etkinlik Takvimi

20 Şub 2018;
05:30PM - 07:00PM
Aşık Paşa Garipname Okumaları

Kimler Sitede

12 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 13

Dün 39

Haftalık 187

Aylık 1220

Tüm Zamanlar 254236

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ismail - İsmail Güleç
Cumartesi, 28 Mayıs 2016 19:15

Yediler Tekkesi

 

Lefkoşa sokaklarında dolaştığım bir vakit ara sokaklarda kaybolduğumu düşünürken gözüme Yediler Tekkesi levhası ilişmişti. Tekke yazısını görür görmez yaklaştım ama içeri giremedim, çünkü kapalı idi. Sadece pencereden gördüm. Bulunduğu sokağa da adını veren Yediler Tekkesi maalesef dikkat edilmezse görülmeyecek bir şekilde öylece duruyor.Önceleri böyle değilmiş, oldukça geniş sayılabilecek bir arazinin ortasında bir tekke imiş burası. Şimdi geriye kala kala küçük bir ön avlu ve yedi mezarın bulunduğu küçük bir hücre kalmış. Kuzey kapısındaki avlu girişine sıra sıra dükkan yapılıp kiralandığı için tekkenin bütünlüğü iyice bozulmuş, tekkeye benzer bir şey kalmamış ortada. Ancak yakınına gelince fark edilen içinde yedi sandukanın bulunduğu tek odalı bir hücre var. Buna da şükür.

Salı, 17 Mayıs 2016 19:37

Kırklar Tekkesi veya Türbesi

Ercan Havaalanına giderken hemen girişteki kavşakta bir tabela görürsünüz: Kırklar Tekkesi. Havaalanından çıkarken görme imkanınız olmayan bu tabelayı tekkeyi veya türbeyi eğer bilen biri size söylemediyse veya götürmediyse ancak havaalanına giderken görebilirsiniz ve de ziyaret etmeniz bir sonraki sefere kalır.Arşiv kayıtlarında Değirmenlik’te kain Kırklar Tekkesi olarak geçen bu tekke için Kırklar Tekye-i Şerifi Vakfı adında bir vakıf bile kurulmuş. Dolayısıyla burası daha çok tekke olarak biliniyor. Ama bunun yanında burada kırk sahabe kabri olduğuna inanıldığı için türbe olarak da bilinir.
Çevresinde herhangi bir yapının bulunmadığı Kırklar Tekkesi, oldukça geniş bir arazi ortasında minaresiz ve kubbesiz bir mescit ve mesicidin içinden geçilerek girilen bir türbeden oluşuyor. Hasır serili ahşap tavanlı bu mescidin mihrabı ve minberi var ve minber tarafından alçak tavanlı girişten baş eğilerek mezarların olduğu bölüme giriliyor.

Pazar, 01 Mayıs 2016 16:57

Arap Ahmet Paşa Camii ve Mahallesi

 

Lefkoşa’da boş vakitlerimde yaptığım işlerden biri de Suriçi’nde amaçsız bir şekilde dolaşmaktır. Her seferinde neyle karşılaşacağımı bilmeden ilk defa dikkatimi çekecek bir ayrıntı ile karşılaşma ihtimali heyecanlandırıyor beni. Dolaşmaktan keyif aldığım mahallelerden biri de Arapahmet. Bu mahallenin en önemli yapısı ise özellikle Türkiye’den gelenlere pek aşina gelen Kıbrıs’ın fethine katılan ve Kıbrıs beylerbeyi Ahmet Paşa’nın (1584-1588) bir rivayete göre yaptırdığı bir başka rivayete göre onun adına inşa edilmiş olan Arap Ahmet Paşa Cami.Osmanlılar döneminde idarecilerin ve varlıklı insanların ikamet ettiği döneminin en güzel mahallesinde bulunan Arap Ahmet Paşa

Camiin önemli bir özelliği Lefkoşa’nın Anadolu camilerin geleneksel planına sahip yegane camii olması. Eğer mevsiminde gitmişseniz sizi kapının girişinde, saçaklardan sarkan Kıbrıs’a has bir çiçek olan cemile karşılıyor ilk önce. İçeri adımınızı atar atmaz sağ tarafınızda Bursa camilerindekileri hatırlatan güzel bir şadırvanın içinde bulunduğu ve girenlere huzur veren bir avluyla karşılaşırsınız. Soldan devam edince sıcak Kıbrıs günlerinde bir ilaç gibi gelen namaz kılanları rahatlatan doğal klimalı havasıyla çok da büyük olmayan bu  camiin içinde bulursunuz kendinizi.

Pazartesi, 11 Nisan 2016 19:25

Hz. Ömer ama halife olan değil

Hz. Ömer Türbesi/Tekkesi

Kıbrıs’ta türbe ve mezar ziyaretleri önemli gelenekler arasındadır. Dinin pratik hayatı neredeyse bunun üzerine kurulmuştur, dersek sanırım abartmış olmayız. Halk manevi değeri yüksek olduğuna inandıkları kimselerin mezarlarını özellikle mübarek gün ve gecelerde ziyaret eder, adaklar adarlar, mevlitler okuturlar. Ayrıca ihtiyaç sahipleri, derdi olanlar, bir şeyler isteyenler de ihtiyaçlarının karşılanması, dertlerine deva bulunması niyetiyle bu tür yerleri ziyaret ederler. Muratları hasıl olanlar da bu tür yerlerde adaklarını kesip mumlar yakarak bir nevi teşekkür ederler. Hz. Ömer Türbesi de Girne ve civarının manevi dünyasında önemli bir yer işgal eder.
Kıbrıs’ın en sık ziyaret edilen yerlerinden biri olan Hz. Ömer Türbesi, Serdar Ömer ve arkadaşlarının şehit oldukları mağara ve üzerine yapılan makamlardır. Hala Sultan’dan sonra gelen en mukaddes ziyaret yerlerinden biri kabul edilen Hz. Ömer Türbesi Girne’nin 4-5 km doğusunda deniz kenarında, kayalıkların üzerindedir.
Hakkında bilgi veren kaynaklar aşağı yukarı aynı şeyleri söyler. Muhtemelen her biri bir önceki kaynağı kullanmış, böylece aynı bilgiler tekrar edile edile bugüne kadar gelmiştir. Ancak bazı bilgiler diğerleriyle çelişir.

Buffavento İtalyanca bir kelime ve ‘rüzgara karşı direnen’ anlamına geliyormuş. İsminin Rüzgarlı Tepe anlamına geldiğini söyleyenler de var. Güzel bir pazar günü sabahı, pek de erken olmayan bir saatte gittim Buffavento Kalesi’ne. Kale, Beşparmak dağları üzerinde 3131 ayak yani 950 metre yükseklikte, çevresinde daha yüksek bir yer olmayan kayalıklar üzerine inşa edilmiş. Taşlar arasında kıvrılan bir patika yoldan çıkılıyor yukarı. Arabayla bir noktaya kadar gidilebiliyor. Park yerinden yaklaşık yarım saatlik bir tırmanmanın ardından kaleye vardım. 20 dakikada çıkanlar da varmış ama acelem olmadığı için yavaş yavaş çıktım. Keşke daha erken çıksaydım dedim. Sabahın serinliğinde tırmanmak çok daha rahat olurdu bu yokuşu.

Pazar, 20 Mart 2016 20:01

Hz. İbrahim zalim olabilir mi?

Böyle bir soru dünyanın önde gelen Müslüman entelektüellerinden biri olan Ziyaüddin Serdar’ın Mukaddes Belde Mekke isimli eserini okuyana kadar ne aklıma gelmişti, ne de okuduğum herhangi bir kitapta tesadüf etmiştim. Soru, Serdar’ın adı geçen kitabında Hz. İbrahim’in öyküsünü anlattığı bölümde şöyle geçiyor:

Muhafazakar İslam’ın bu İbrahim (a.s.) öyküsünde bir hususu merak ederim. Tanrı’nın sadık bir kulu olduğu kabul edilen İbrahim, Hacer ve henüz bebek olan oğlunu susuz, yaşanmayan bir yere terk edecek kadar zalim olabilir mi? (İstanbul: Etkileşim 2015, s. 52)

Neden bizim kültürümüzde bu tür sorular sorulmaz, tartışmasına girmek bir başka yazının konusu olduğu için o bahse hiç girmeden bu sözlerden yola çıkarak bir soru da ben soracağım: Dinler tarihi, peygamberlerin tutum ve davranışları, evliya menakıbları bugünün değerleri ve düşünce yapısı ile ele alınıp kritize edilebilir mi? Edilmeli midir? Edilirse ne olur?

Pazar, 06 Mart 2016 23:04

Çarşaf-ı Şerif ve Yanmaz Kefen

6-7 Mart 2016 tarihinde Sakarya Üniversite İlahiyat Fakültesi Giyim-Kuşamda helal-haramın tartışıldığı bir sempozyum düzenledi. Türkiye’den ve İslam dünyasından birçok ilim adamı katıldı ve giyim-kuşam her bakımdan tartışıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Tekbir Giyim ile Haşema’nın kurucularını ve tesettüre bakış açılarını beğendim, hassasiyetlerinden etkilendim. Katılımcılar, hazır bu kadar hoca bir arada iken fırsatı kaçırmayıp bazı sorular sordular. Birkaçını sıralayayım.

Dine ve değerlere mugayir dizilere, medya organlarına tesettür reklamı vermek caiz midir?

Tesettür defilesi olur mu? Erkeklerin tesettür defilesini seyretmesi caiz midir?

Bir ürünü tanıtmak ile bir ürünü giymeye ikna etmek, özendirmek arasındaki ayırımı nasıl yapacağız?

Tesettür reklamında ürün tanıtılırken dinin kurallarını hatırlatmak, ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?

Tesettür piyasasında piyasa kuralları mı geçerli olacak, dinin kuralları mı?

Birkaç soru da ben ilave edeyim.

Halide Edip’in meşhur romanı geldi aklıma geçen pazar günkü Galatasaray-Trabzon maçının ardından yapılan yorumları dinleyince. Roman kahramanı Aliye’yi

azdırılan kalabalıkların farklı bir hesapla vurun kahpeye, diyerek taşlaması, vurması gibi yorumcular ve yöneticileri vurun hakeme diyerek karısı, çocukları, akrabaları ve arkadaşları olan bir adamı linç ettiler, ölmekten beter bir durumda bırakıp gittiler.

Peki Deniz Ateş Bitnel’in suçu ne? 33 yaşında ve uzun seneler hakemlik yapabilecek bir adamı bir maçın ardından bitirmekle elimize ne geçti? Bundan sonra maçları yönetecek hakem bulabilecek miyiz? Doğasında hatalı kararlar vermek olan bir meslek mensuplarını bu kadar töhmet altında bırakmak doğru mu? Koca bir camianın tüm sorumluluğunu sadece hakemlerin üzerine yıkmak ne kadar adil?

[Uluslararası Melâmîlik ve Seyyid Muhammed Nûru’l-Arabî Sempozyumu 9-10 Mayıs 2015 Antalya Bildirileri, ed. Rıdvan Yıldırım, Ankara: TİKA, 2016, s. 189-202.]

Sadık Vicdanî Tomar-ı Turuk-ı Aliye’sinde (1995: 19-84) ve Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler (1982) isimli eserinde Melamileri üç devirde inceler. Bunlar, ilk dönem melamileri olarak da adlandırılan hicretin üçüncü asrında Nişabur’da ortaya çıkan Hamdun Kassâr’la başlayan Melamiyye-i Kassâriyye, orta devre melamileri olarak da anılan Hacı Bayram Veli’nin halifesi Ömer-i Sikkînî’ni ile başlayan Melamiyye-i Bayramiyye ve son devre melamileri olarak da isimlendirilen XIX. asırda Muhammed Nûru’l-Arabî tarafından kurulan Melamiyye-i Nûriyye’dir.

Üçüncü devre melâmilerinin kutbu Nûru’l-Arabî, Kudüs’e yerleşmiş Hz. Hüseyin soyundan gelen bir ailenin çocuğu olarak 1813 yılında dünyaya geldi. Babasının Mısır’a göç etmesiyle de tahsil hayatını Mısır’da tamamlamıştır. Babasının küçük yaşta vefat etmesiyle dayısı tarafından himaye edilmiştir. 1820’de Şeyh Hasan Kuveysni’nin yanında başladığı tahsil hayatı dokuz yıl sürdü. Farklı hocalar ve şeyhlerden feyz aldıktan sonra döndüğü Mısır’da hocası tarafından Rumeli’ye gönderildi. Burada Kazanlı Abdülhalık Efendi’ye intisap etti ve onun ölümüyle de Trabzonlu Şeyh Mustafa’ya bağlandı ve Nakşıbendiyye-Müceddidî icazeti aldı. Ömrünün büyük bir kısmı bugün Makedonya sınırları içinde olan Usturumca ve Üsküp’te geçti. 13 Mart 1888’de[2] Usturumca’daki evinde vefat etti ve vefat ettiği odaya defnedildi.** (Azamat 2005: 560-561)

Pazar, 24 Ocak 2016 20:28

Diriliş ama Ertuğrul değil

Karlı ve soğuk bir pazar sabahı evde ne yapayım diye düşünürken haberlerini okuduğum ve fragmanlarını seyrettiğim üç dalda Altın Küre ödülü alan ve Oscar’a adaya gösterilen ve bu hafta vizyona giren Diriliş/Revenant filmini seyretmeye karar verdim.

Başrolünü Leonardo DiCaprio’nun oynadığı ve Oscar ödüllü yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun yönettiği filmde DiCaprio’ya Tom Hardy, Domhnall Gleeson, Will Poulter, Paul Anderson ve Brendan Fletcher gibi oyuncular eşlik ediyor.

Film, Michael Punke'nin, filmin ana karakteri de olan Hugh Glass’ın hayatından uyarlayarak yazdığı ve 2002'de yayınlanan The Revenant isimli romandan senaryolaştırılmış.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç