Denemelerim

Etkinlik Takvimi

14 Nis 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

571 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 22

Dün 97

Haftalık 354

Aylık 794

Tüm Zamanlar 344887

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ben evcil hayvan olmayan bir evde büyüdüm. Ne bir kedim oldu ne de bir köpeğim. Oynadığımız sokaklarda kediler ve köpekler vardı ama onlara ne dokunurduk ne de severdik. Yakın bir zamana kadar bir kediyi kucağıma alıp sevmişliğim bile yoktu. Ben öğrenmediğim için çocuklara da öğretemedim hayvanları sevmeyi. Dünyanın en munis hayvanı koyundan bile çekiniyorlar. Sokakta köpek gördüklerinde korkuyorlar ve kedileri ellerine alıp sevemiyorlar. Bu duruma üzülmüyor değilim. Bir ara akvaryum almıştık. Bakmayı beceremedim ve balıkların öldüğünü gördükçe çok üzüldüğüm için bir yakınıma verdim. Sesi için beslenen kuşlardan birinden almaya niyet ettim ama bir türlü fırsat bulup alamadım. Biraz ihmal ettim. Bir ara kedi almaya heves ettim, onu da beceremedim. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Üç önceki yazımda bu soruyu sormuş ve cevabını aramaya başlamıştım. Bu yazının ardından önce Müslümanların sonra da Türklerin şehirlerini ve kuruluşlarını anlatmaya çalıştım. Bu yazıda da ilk yazıda sorduğumuz sorunun cevabını vermeye çalışacağım.

İşe önce St Petersburg’un kuruluşu ile başlayalım. Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü büyük şehri olan St Petersburg, bizim Deli Petro, Rusların Büyük Petro dedikleri Çar 1. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te Baltık Denizinin kıyısındaki Neva Nehri üzerinde 42 adacık üzerinde kurulmuş. Şehir Venedik ve Roma’ya benzetilmeye çalışılmış. Venedik’e benzetmek için binalar arasında kanallar açılmış, Roma’ya benzetmek için de girişleri Roma’dakilere benzeyen sütunlu ve üçgen alınlı büyük abidevi binalar inşa edilmiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

Müslümanlar St Petersburg gibi bir şehir kurarlar mı, sorusunu sormuştuk ve cevabını aramaya devam ediyoruz. Geçen yazıda sorunun cevabının ilk aşamasını Müslümanların kurduğu ilk şehir üzerinden vermeye çalıştık. Bu sefer de Türklerden ve kurdukları şehirlerden bahsederek sorunun cevabını aramaya devam edeceğiz. Ama önce Türkler derken Asya’da kurulanlar ile Selçuklu ve Osmanlıları kastettiğimi söyleyeyim de söyleyeceklerim daha iyi anlaşılsın.

Türkler, İslam’dan önce de şehirler kurmuştu ve müslüman olduktan sonra da mescidi merkeze alan şehir yapısını olduğu gibi alıp fıtratlarına uygun yaşayacakları coğrafi ortamlarda bir takım özellikler ilave ederek geliştirdiler. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Geçen yazıda Alev Alatlı’nın kitabında bir alıntı yapmış ve sonra bir soru sormuştuk. Müslümanlar St Petersburg gibi bir şehir inşa edebilirler mi? Daha sonra bu sorunun cevabını aramaya başlamıştık.

Şehrin ne olduğu, Farabi’nin şehirler hakkındaki görüşlerini, Batılıların İslam şehirleri hakkında ne düşündüklerini özetlemiş ve bir sonraki yazıda Medine’nin kuruluşu ile devam edeceğimizi söylemiştik.

Söylediğimiz gibi yapalım.

Devamını okumak için tıklayınız.

Bir önceki yazımda Alev Alatlı’nın son çıkan kitaplarını tanıtırken ondan kısa bir alıntı yapmıştım.

Bu yaşıma kadar heybetli bir saray, bir katedral, bir piramit, bir kolezyum, bir bulvar, şıkır şıkır bir şehir görmedim ki temelinde sömürü, cinayet, fuhuş, uyuşturucu, kara para yatmasın. Ne Londra ne Paris ne Roma ne New York ne de St Petersburg (Hele de St Petersburg) görkemli bir metropol olsun da insan kemikleri üzerine yükselmesin. Evsizlerin sığınıp titreştikleri karanlık köşeleri, şiddetin kol gezdiği arka sokakları bulunmasın.

Kitapta okuduğumda Alev Alatlı ile benzer şeyleri düşündüğüm için sevindiğimi söylemiştim. Devamını okumak için tıklayınız.

Alev Alatlı’yı bilmeyenimiz yoktur. Televizyonlarda çıktığı programlarda birikimi, bilgisi, zekâsı, anlattıkları, ezber bozan söylemi ile meraklı ve bilgiye aç izleyiciye kendisini zorla izlettirir. İzlerken de ne kadar da bilgili bir kadın maşallah, demekten de kendisini alamaz izleyici.

Bilgi ve birikimiyle bizleri kendisine hayran bırakan Alev Alatlı’nın Nasihatname üst başlığı altında yayınlayacağı on kitabın ilk ikisi çıktı. Serinin ilk kitabının adı ABD milli marşının ilk dizelerinden: 

Devamini okumak için tıklayınız.

Malum Muharrem ayına girdik, aynı zamanda yeni bir hicri yıla. Peygamber efendimizin gözünün nuru ve çok sevdiği torunu Hz. Hüseyin’in, Muaviye’nin oğlu Yezîd’in emriyle Basra valisi Ubeydullah b. Ziyâd tarafından 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) Kerbelâ’da şehid edildi. Bu tarihten itibaren Müslümanlar, özellikle Şii dünyası bu olayı her yıl hatırlayarak acısını tazeledi. Türkler de Şiiler kadar abartılı olmasa da Muharrem gelince özellikle tekkelerde Hz. Hüseyin’in şehadetini anlatan ilahilerle Kerbala’yı anmayı adet haline getirdiler.

Bu ayda özellikle 9-11. günlerde üç gün oruç tutmak, tıraş olmamak, banyo yapmamak, elbiseleri değiştirmemek, cam bardakta su içmemek, kana kana su içmemek, sofralara bıçak koymamak, her türlü eğlenceden uzak durmak, 

devamını okumak için tıklayınız.

İnsan mı demeliydim yoksa? Bugünlerde adam-kadın tartışması kelimeler üzerinden yürütülüyor. Konudan sapmamak için o bahsi bir başka yazıya bırakarak sorumuzun cevabını aramaya başlayalım.

Bu soruya herkes farklı cevaplar verebilir. Hatta siz de bir ölçek geliştirebilirsiniz. Çevrenizde çok beğendiğiniz ve karakter sahibi olduğunu düşündüğünüz birini örnek alır, onun hayran olduğunuz özelliklerini sıralarsınız, alın size bir ölçek daha.

Ben bu sorunun cevabını Fevrî’nin Sokullu Mehmed Paşa’yı ve ahlakını anlattığı eseri Ahlak-ı Mehmed’de arayacağım ve yüksek seciye sahibinin nasıl olması gerektiğini izah etmeye çalışacağım. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 28 Ağustos 2019 15:44

Katarin Bektaşi Tekkesi

Katerin, Selanik’e, yaklaşık bir saatlik mesafede (70 km) Olimpos Dağı’nın doğu eteklerinde kurulmuş bir sahil kenti. Bugün Pontus mübadillerinin yaşadığı bu şehirde bir zamanlar halk arasında Sarı Abdullah Baba Tekkesi olarak bilinen Katarin Bektaşi Tekkesi şehrin merkezinde, eski hastane binasının batısında, 50 metre ileride bir park içinde.

Gitmeden önce şehrin girişinde ve otoban tarafında diye okuyunca oralarda aradık. Kimse de bilmiyordu. Nedense birinin aklına siz cami mi arıyorsunuz diye bir soru geldi. Ben de gelmişken bari orasını görelim dedim. Ümitsizlik içinde gitmişken birden aradığımız tekke ve türbeyü görünce ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz.

Bugün bahçesinde suyu akmayan aslanlı çeşmesi, türbe binası ve hemen yanında Bektaşi taclı mezar taşı olan iki kabir var. Türbe elden geçirilmiş ve gayet temiz durumda. Kapısı kilitli olduğu için içine giremedik.

Geçenlerde Adalet Ağaoğlu ile yapılan bir röportajı okudum ve Ağaoğlu’nun şu sözleri çok dikkatimi çekti:

64 yıllık eşim öldüğünde yarım kaldım. Bu kadar uzun yaşamayı hiç istemezdim, kendimden sıkıldım

Bu sözleri okuyunca aklıma bir arkadaşımın geçen sene 84 yaşında vefat eden annesinin sözleri geldi. Merhûme teyzemiz, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu hazır ölümü beklermiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç