Denemelerim

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

129 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 6

Dün 41

Haftalık 153

Aylık 1282

Tüm Zamanlar 269721

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ismail - İsmail Güleç
Pazartesi, 06 Kasım 2017 14:37

TEOG'un yerine gelen sistem üzerine

5 Kasım Pazar günü MEB Bakanı ortaöğretimden liseye geçiş sistemini açıkladı. Açıklandığı andan itibaren özellikle sosyal medyada hakaret ve aşağılamalar gırla gitti ve gidiyor. Ben de üşenmedim, yapılan eleştirileri görebildiğim kadarı ile tasnif ettim. Tespit edebildiğim kadarı ile eleştiriler dört noktada temerküz ediyor.

1. Nitelikli/niteliksiz okul: Bakan konuşmasında nitelikli okul derken herkesin girmek için can attığı Galatasaray, Kabataş, İstanbul Erkek Lisesi ve Fen Liselerini kastetti. Diğer okullar niteliksiz demek istemedi. Bakan o kelimeyi kullanmasa o okullar diğerlerine göre daha nitelikli sayılmayacak mıydı? Siz olsanız o okulları tanımlamak için hangi kelimeyi seçerdiniz? Seçtiğiniz kelime ile aynı şeyi ifade etmiş olmayacak mıydınız? Eleştirileri, hatta hakaretleri okuyunca Bakan hangi kelimeyi seçerse seçsin yine eleştiri oklarından nasibini alacaktı diye düşünmeden edemedim.

Pazar, 05 Kasım 2017 14:34

İslam ve Edebiyatımız

Sevgili öğrenciler, değerli hocalarım, kıymetli misafirler,

Sizlere bir soru sorarak başlamak istiyorum konuşmama. Lütfen şu dizelere bir göz atar mısınız? Sizce bu dizeleri kim, neden ve kime söylemiş olmalı?

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat'ı alıp götürdüler, gönlüm öyle kırık ki!

Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin,
Tan vakti Suat göçtü buralardan. 
O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni.

Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
Tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.

Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.

Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.

GİRİŞ

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük alimlerinden biri olarak kabul edilen büyük İslam alimi ve filozofu İbn Sina, (981-1037) zekasıyla çok küçük yaşlardan itibaren çevresinin dikkatini çekmiş, küçük yaşlarda Kur'an-ı Kerim'i hıfz etmiş, dil ve edebiyatın yanı sıra dini ilimleri de tahsil etmiş büyük bir şahsiyettir. İbn Sina kendisini İbn Sina yapacak geometri, aritmetik ve felsefe derslerini babasından öğrenmiş, ilimde belli bir dereceye geldikten sonra da tıp ilmine ilgi duymuş ve üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Devrin meşhur hekimlerinden dersler alarak büyük bir hekim ve eczacı olmuştur. Bu başarısı onun saray hekimi olmasını sağlamış, böylece sarayın zengin kütüphanesinde bilmediği kitapları görmüş, bulamadığı kitapları okumuştur. Bu kütüphane ona İbn Sinâ olmanın kapılarını açmıştır.

Cumartesi, 30 Eylül 2017 14:17

TEOG’dan Sonra Ne Olacak?

Malumunuz, cumhurbaşkanımızın bir televizyon kanalında TEOG ile ilgili sözlerinden sonra TEOG kaldırıldı ve MEB yetkilileri yeni bir sistem üzerinde çalışmaya başladı. Yeni sistemin nasıl olacağı da yavaş yavaş belli oluyor.

Böyle bir şeyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Bir ara iş çığırından çıkmaya başladı galiba diye düşünmeye başlamadım değil.

Ne demek istediğimi, neyi kastettiğimi biraz daha açayım. Efendim, malumunuz Mesnevi’den Hayvan Hikayeleri kitabı yayınlandıktan sonra çevremdeki insanlar kitapta benim yaptığım açıklamaları yetersiz buldukları için bana yardımcı oluyorlar sağ olsunlar. Ben de bunları sizinle paylaşıyorum. Bu sefer Aslan, Kurt ve Tilki hikayesini eksik anlamış ve yorumlamışım. Farklı bir katmanı daha varmış hikayenin, ama ben fark etmemişim.

Mesnevi’deki hikaye şöyle:

Ava giden aslan, kurt ve tilki*

Bir aslan, bir kurt, bir tilki birlikte ava çıkmışlar. Birbirlerine yardım ederek av hayvanlarını adamakıllı yakalamayı, onların yolunu kesmeyi planlamışlardı.

Üçü de beraberce o geniş ovada birçok av elde etmek niyetindeydiler. Aslan, onlarla beraber avlanmaktan utanmaktaysa da yine onları ağırladı, onlara yoldaş oldu.

Pazartesi, 04 Eylül 2017 11:20

Tedbir takdirin bir cüzüdür

Bir arkadaşımızın köy dönüşünde başından geçenleri anlattığım yazıyı hatırlayacaksınız, tabi ki okuduysanız. Yine bir akşam, neredeyse tamamı üniversite mezunu, doktoralı, mastırlı kişilerden oluşan bir meclisteyiz. Laf döndü, dolaştı, benim yazıya geldi. Eh tabi lafı oraya getirmek için benim de azıcık gayretim oldu, inkar edecek halim yok. Şimdi siz benim yazılarımdan bahsetmek için fırsat kolladığımı felan düşüneceksiniz ama yanılıyorsunuz. Konu kendiliğinden oraya geldi.

Şimdi siz nasıl geldi, söyle de bilelim, dersiniz. Ben de sizi merakta bırakmak istemem.

Malum bayramlarda milletçe bizi üzen tek şey tr1afik kazaları. Bu bayramda trafik kazalarında ölenlerin sayısı biraz azalmış ama hâlâ yüksekmiş, devlet tedbir almalıymış, kamyonlar yola çıkmamalıymış, mış mış da mış. Devletin ihmalini ve kusurunu konuştuktan sonra bu sefer de sürücüler ve arabaların kusurları konuşulmaya başlandı. Acemi sürücüler uzun yola çıkmamalı, şu kadar yaş üzeri arabalara izin verilmemeli, her iki saatte bir mola verilmeli gibi birçok öneri peşpeşe sıralandı.

Ya da dervişlik halleri

Bayramların güzel taraflarından biri de uzun zamandan beri görmediğiniz eş dost ve akrabalarımızı görme imkanı bulmamız. Ben de yıllardan beri görmediğim akrabalarımı gördüm, sohbet ettik, halimizi hatırımızı sorduk, başımızdan geçen ilginç olayları paylaştık.

Köydeyiz, yine bir akşam, namazlar kılınmış, kavurmalar yenmiş, herkes kendisini taşıyabildiği bir koltuğa veya mindere zar zor atmış, kendisine birilerinin çay getirmesi için içinden Allah’a dua ettiği bir ortamda akrabalardan biri hiç ilgisi yokken bana işittirmek ister gibi bir şeyler anlatmaya başladı.

- Bir seferinde köyden İstanbul’a dönüyorum. Akşam oldu ve büyük oğlan açım demeye başlayınca biz de yolumuzun üzerindeki Amasya’ya uğrayalım dedik. Yeri gelmişken söyleyeyim, Amasya’yı çok beğendim. Tarihi eserleri öyle güzel ortaya çıkarmışlar ki insanın ayrılası gelmiyor. Bayıldım, diyeyim de gerisini siz tahmin edin artık. Amasya’nın tarihi camilerinden Mehmet Paşa Camiin önünde durduk, arabayı parkedip camiye gittik. İmamı bayram iznine gittiği için cemaatten birinin kıldırdığı akşam namazının ardından oğlanın karnını doyurmak için ırmak yoluna doğru yürüdük. Irmak, yanındaki yol, serin esen rüzgar, ırmağın karşı tarafındaki kral kayaları, evler, konaklar, hepsi o kadar harika idi ki içimden, ne güzel yer, burada bir gün akşama kadar kalabilirim dedim.

Salı, 15 Ağustos 2017 11:30

Elli yıl sonra FETÖ ne olacak?

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı bir basın toplantısı ile FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı başlıklı bir rapor yayınladı. Yayınlandıktan sonra rapor hakkında birçok yorum yapıldı. Haliyle beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler de oldu. Genel eleştiri ise geç kalınmış olması idi. Bu rapordan sonra bir rapor daha bekliyorum. Darbe yapmaya girişmeleri beklenmeden diğer cemaatlerin de aynı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve aziz halkımızın uyarılması. Gördüğüm bir diğer eksik nokta FETÖ gibi dini istismar eden yapıların neşvünema buldukları ortamların mahiyetleri hakkında bilgi verilmesi. Çünkü ortamlar devam ettiği müddetçe FETÖ gider METÖ gelir ve biz bu konuları konuşmaya devam ederiz.

Diyanet’in raporunun ardından aynı konuda bir rapor daha yayınlandı. Gülen Yapılanması: 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler (İstanbul: İSAM, 2017) İçindekiler bölümünden anladığım kadarı ile ilkine göre oldukça kapsamlı ve muhtevalı olan bu çalışma çözüm önerileri bulundurması, kimi problemlere dikkat çekmesi bakımından önemli. Bu kitabı da okur okumaz sizinle paylaşacağım.

Diyanet’in raporunda görmediğim bir diğer husus tabanını gelecekte bekleyen tehlikeler ve FETÖ’nün elli yıl sonraki haline dair projeksiyon.

Pazar, 13 Ağustos 2017 16:43

Kışın söz verip yazın unutmak

Daha önce anlatmıştım sizlere. Bizim büyük oğlan kitapta Papağan ve Bakkal hikayesini okuduktan sonra bana yanlış anladığımı söylemişti. Beni çok şaşırtacak şekilde hikayeye başka bir açıdan yaklaşmıştı. Ben de bunu hem yazmış hem de sağda solda anlatmıştım. Bizim küçük oğlan da okumuş doğal olarak. Okuduktansonra yanıma geldi ve biraz çıkışır gibi hafif sert bir tonda sordu:

- - Baba!

- - Efendim güzel oğlum.

- - Yazını okudum.

- - Ah çok teşekkür ederim. Hangisini?

- - Şu son yazdığın, içinde bakkal ve papağan olan.

- - Ha, onu mu, peki nasıl buldun, beğendin mi?

- - Beğendim ama benim söylemek istediğim başka bir şey.

- - Allah Allah, bizim çocuklara ne oldu böyle! Peki söyle.

Cumartesi, 05 Ağustos 2017 10:57

Baba bakkala, evlat papağana benzer mi?

Bugünlerde pek neşeliyim. Şimdi siz memlekette bin türlü sıkıntı dert varken bu adam niye neşeli, diye sorarsınız içinizden, bilirim. Hatta

Alemde ki kâmil çeke gam zevk ede câhil

Mısraını hatırlayıp benim cahil olduğumu düşünenleriniz bile olabilir. Böyle düşünenlere de kızmam, alınmam, darılmam. Haklısınız, der geçerim. Memlekette derdin sıkıntının bitmediği bir dönem mi var? Bırakın memleketi, tarihte gamsız tasasız günlerimiz mi var? O halde şairin dediği gibi

Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner 
Gam ü şâd-ı felek böyle gelir böyle gider.

Sıkıntıları kendimize zevk edinmek en doğrusu. Konudan uzaklaşır gibi oluyorum, farkındayım. Neşemin nedenine geleyim. 

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç