Denemelerim

Etkinlik Takvimi

10 Ara 2019;
06:00PM - 07:00PM
Gençlere Fuzuli'yi nasıl anlatacağız?
13 Ara 2019;
02:00PM - 03:00PM
Necatigil'de Eski Edebiyatın izleri

Kimler Sitede

147 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 8

Dün 79

Haftalık 386

Aylık 485

Tüm Zamanlar 328215

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 28 Ağustos 2019 15:44

Katarin Bektaşi Tekkesi

Katerin, Selanik’e, yaklaşık bir saatlik mesafede (70 km) Olimpos Dağı’nın doğu eteklerinde kurulmuş bir sahil kenti. Bugün Pontus mübadillerinin yaşadığı bu şehirde bir zamanlar halk arasında Sarı Abdullah Baba Tekkesi olarak bilinen Katarin Bektaşi Tekkesi şehrin merkezinde, eski hastane binasının batısında, 50 metre ileride bir park içinde.

Gitmeden önce şehrin girişinde ve otoban tarafında diye okuyunca oralarda aradık. Kimse de bilmiyordu. Nedense birinin aklına siz cami mi arıyorsunuz diye bir soru geldi. Ben de gelmişken bari orasını görelim dedim. Ümitsizlik içinde gitmişken birden aradığımız tekke ve türbeyü görünce ne kadar sevindiğimi bilemezsiniz.

Bugün bahçesinde suyu akmayan aslanlı çeşmesi, türbe binası ve hemen yanında Bektaşi taclı mezar taşı olan iki kabir var. Türbe elden geçirilmiş ve gayet temiz durumda. Kapısı kilitli olduğu için içine giremedik.

Geçenlerde Adalet Ağaoğlu ile yapılan bir röportajı okudum ve Ağaoğlu’nun şu sözleri çok dikkatimi çekti:

64 yıllık eşim öldüğünde yarım kaldım. Bu kadar uzun yaşamayı hiç istemezdim, kendimden sıkıldım

Bu sözleri okuyunca aklıma bir arkadaşımın geçen sene 84 yaşında vefat eden annesinin sözleri geldi. Merhûme teyzemiz, bu dünyada yeteri kadar kaldığını, eşini çok özlediğini, öte dünyaya göç etme vaktinin geldiğini anlatırmış ve adeta kısa bir süre sonra otobüsü kalkacak yolcu gibi bavulu hazır ölümü beklermiş.

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 21 Ağustos 2019 08:51

Akademisyen dediğin Kiel gibi olmalı

Son iki yazı Rumeli’ni dolaşarak geçirdim. Geçen sene Bulgaristan’ı, bu sene de Yunanistan’ı baştan sona gezdim desem abartmış olmam. Gezi nedenim ise tekke ve türbeleri görmek, fotoğraflamak ve haklarında bilgi vermek, unutulma ve yok olma girdabına düşmekten kurtarmaya çalışmak. Bulgaristan gezisi Bulgaristan’ın Manevi Bekçileri isimli bir kitabı doğurdu. Kısmet olursa birkaç ay içinde de Yunanistan gezisinin sonuçlarını kitaba dönüştüreceğim.

Her iki kitabı hazırlarken yüzlerce kaynağı taradım ve birçok eserden yararlandım. Ama bir kişi var ki her iki ülke için kendisinden ziyadesiyle istifade ettim. Öyle ki onu takdir etmemek ve kendisinden bahsetmemek mümkün değil.

Devamını okumak için tıklayınız.

Çalışkanlığı ve üretkenliği ile örnek aldığımız hocalarımızdan Prof. Dr. Ramazan Şeşen, Cahız’ın Türklerin Faziletleri isimli eserinden sonra Ebu Muhammed el-Makdısî’nin Türk Memlüklerinin Faziletleri (İstanbul: Yeditepe Yayınları, 2019) isimli eserini de Türkçemize kazandırdı. Hocamızı Memlüklular ve Eyyubiler üzerine yaptığı çalışmaların yanı sıra Arapçadan tercüme ettiği eserleri ile de biliyoruz. İslam coğrafyacıları ve eserleri üzerine olan çalışmaları alanında en önemli başvuru eseri.

Resmen emekli olsa da fiilen emekli olmayan ve birbirinden değerli eserleri dilimize kazandırmaya devam eden Ramazan Şeşen Hoca’nın son tercümesi olan el-Makdısî’nin eseri iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Memlüklular tarihi anlatılır iken ikinci bölüm Mısırlılara Türkler Mısır’ın tuzudur darbımeselini dedirten Memluk Türklerinin üstün meziyetlerine ayrılmış. Eser Abbasiler döneminde Türklerle tanışan Arapların Memlük Türklerine (1250-1517) bakış açısını yansıtması açısından önemli. Eminim günümüzde de Makdısî gibi düşünen Arapların sayısı düşünmeyenlerden daha fazladır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 14 Ağustos 2019 09:04

Kimlerin kurbanı makbul olur?

Bir bayrama daha kavuşuyoruz, kavuştuk. Kavuşturana hamd olsun.

Hali vakti yerinde olanlarımızı kurban heyecanı sardı. Kimi hayvan pazarlarını geziyor, en besili, en güzel ve en ucuz hayvanı arıyor. Varsa ortaklarıyla birlikte kesecekler, paylaşacaklar. Allah kestikleri kurbanı, akıttıkları kanı kabul etsin.

Bir kısmımız, çevremde kurban eti verebileceğim fakir kimse yok, diye bir kısmımız da kurban kesmek ile uğraşmamak için veya kesecek imkanları olmadığı için STK’lara bağışlayacak. İnternet üzerinde hangi kuruluş nerelerde ve kaç paraya kestiğini araştıracak. Allah onların da yaptıkları yardımı ve adlarına kesilen kurbanı kabul etsin.

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 14 Ağustos 2019 08:59

Kurban bize ne diyor?

Allah’a olan yakınlığımızı göstermek niyetiyle, her yıl belli günlerde, belli özellikleri olan bazı hayvanların ibadet maksadıyla kesilmesine kurban diyoruz. Bu genel anlamın sorumuzun cevabını içerdiği söylenemez. Sorumuzun cevabını, verebilmek için Kur’an’da, Maide suresinde anlatılan Hz. Âdem’in (as) iki oğlunun kurban kesme olayına dikkatlice okuyalım.

Habil ile Kabil Allah için kurban etmişlerdi de Habil’inki kabul edilmiş Kabil’inki kabul edilmemişti. O zaman Kabil Habil’e ‘Ant olsun seni öldüreceğim’ demiş Habil de ‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder’ demişti.”

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 14 Ağustos 2019 08:33

Hz. İbrahim’in kestiği koç nereden geldi?

Eskiden kitaplar bu kadar yaygın ve ulaşılabilir değil iken, okuma-yazma bilenlerin sayısı çok az iken okuma yazma bilenler tarafından topluma okunmak üzere eserler kaleme alınırdı. Bu kitapların bir kısmı dini konularda halkı bilgilendirir iken bir kısmı da günümüzde eğlenmek amacıyla seyredilen, televizyonun, sinemanın veya bunlara benzer ortamların işlevini yerini getirirdi. Halk hikayeleri, destanlar, efsanelerin yanı sıra dinleyenlerin merak duygularını gıdıklayan konularda da kitaplar yazılır ve bu konuların amiyane tabirle bol bol geyiği yapılır, şakalaşılırdı. Anlatılanlara özellikle kadınlar ve çocuklar inanır ve gerçekmiş gibi kabul ederlerdi. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 07 Ağustos 2019 07:47

Bu toplumun Suriyelileri hiç bitmeyecek

Malumunuz, son bir senede gittikçe artan dozda tartıştığımız konulardan biri Suriyeliler olarak isimlendirilen göçmen/sığınmacı/mülteci ve “geçici koruma” altındakiler meselesi. Sosyal medyada hiçbir sorumluluk almadan ‘sallama’nın verdiği dayanılmaz rahatlık ile boğazın dokuz boğum olduğunu düşünmeden ve hatırlamadan aklımıza gelenleri zihnimizden alelacele döküverdik klavyelere. Bugün, bizim söylediklerimizin onda biri, demedik laf bırakmadığımız ve bırakmayacağımız, üstelik beğenmediğimiz ve faşist bulduğumuz Batı ülkelerinde söylediğinde söyleyeni söylediğine pişman ederler. Batı’da söylenilmesine cesaret bile edilemeyecek, söyleyenin hapse girmesine yol açacak “iğrenç” ve nefret dolu ırkçı cümlelerle her türlü hakareti yapma hakkını kendimizde görerek hiç utanmadan ve sıkılmadan onları aşağıladık, aşağılıyoruz. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Salı, 06 Ağustos 2019 14:41

Seyyid Ali Sultan Türbesi ve Tekkesi

Bektaşiliğin doğduğu ve yayıldığı tekke desem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam. Otman Baba, Demir Baba, Akyazılı Sultan da var ama hiçbiri Rumeli’nin en önemli tekkesi Kızıl Deli Sultan Tekkesi kadar Bektaşillik içinde büyük rol oynanamış.

Tekkeye adını veren Seyyid Ali Sultan, nam-ı diğer Kızıl Deli Sultan adında bir veli, eren, gazi. Maalesef hayatı hakkında Velâyetnâmesi’nde dışında bir bilgimiz yok.

Seyyid Ali Sultan Horasan erenlerindendir. Seyyid olduğuna göre Horasan’a gelen ehl-i beyt ahfadından birinin soyundan olmalı. Seyyid Ali Sultan bir gece rüyasında Hz. Peygamber’i görür ve Peygamberimiz Balkanların fethi için Yıldırım Beyazıd’a yardım etmesini söyler. O da kırk arkadaşı ile birlikte yola çıkar. Bir rivayette Hacı Bektaş ile Kadıncık Ana’nın çocukları olduğu söylenir ancak tarihçiler Hacı Bektaş’ın hiç evlenmediğini kabul ederler.

16. asrın Osmanlı Devleti’nin en kuvvetli dönemi olduğu herkes tarafından kabul edilen genel bir hüküm gibidir. Kanuni, Sokullu, Mimar Sinan ve Baki çağıdır aynı zamanda o asır ve övünülecek çok şeyi vardır. Biz bugün böyle düşünüyoruz ama o devirde yaşayanlar arasında böyle düşünmeyenler ve devleti yönetenleri uyaranlar da var. Bunu da farklı bir şekilde yapıyorlar. Bizim övgü olarak gördüğümüz kimi metinler aslında birer uyarıdır. Kendisine yazılan kişiye nasıl olması gerektiğini hatırlatır. 

Devamını okumak için tıklayınız.

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç