Denemelerim

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

218 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 2

Dün 96

Haftalık 557

Aylık 1406

Tüm Zamanlar 305725

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ismail - İsmail Güleç
Salı, 19 Mart 2019 10:34

Hikaye okumayan başkan istemiyoruz

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar.  türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Geçtiğimiz günlerde Halil Solak'ın hocam İsmail Erünsal ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Mutlaka okumanızı istediğim röportajda hocam, Osmanlı döneminde kadınların en çok okuduğu üç kitaptan bahsediyor. İkisi Yazıcıoğlu kardeşlere ait, biri de 'ye: Muhammediye, Mevlid ve Envâru'l-Âşıkîn.

Kitapların telif edildiği yerlere baktığımızda birinin , diğerlerinin Gelibolu olduğunu görürüz. Hepsi 'un fethinden önce (1409 ve 1451) telif edilmiş aynı zamanda. Devlet kurulduktan hemen sonraki yüzyılda yazılan bu kitaplar yazıldığı dönemden beri okunuyor. Tutunmaya çalıştığımız topraklarda ve zamanlarda yazılmış eserler. Yani bizim bu topraklarda tutunmamızı, buraları vatan edinmemizi ve kalıcı olmamızı sağlayan etkenlerden biri bu eserler.

Devamı için tıklayınız.

Cuma, 08 Mart 2019 18:05

Camide sunu cihazı olur mu?

Zaman zaman farklı ülkelere seyahat ediyoruz. Fırsat buldukça da tarihi yerleri geziyoruz. En çok merak ettiğim yerler ise ibadethaneler oluyor.

İbadethaneler her din ve kültürde çok önemli. Özellikle yöneticiler tarafından yaptırılanlar daha görkemli oluyor ve şehrin veya kasabanın büyüklüğü ölçüsüne göre değişmekle birlikte bulunduğu mahallin en gösterişli birkaç mimari eserinden biri oluyor.

Eğer gittiğim ülke Müslüman ise farklı mimaride inşa edilmiş camileri ziyaret etmeye, mümkünse Cuma namazını, değilse cemaatle namaz kılmaya çalışırım. Sabah, akşam veya yatsı namazı olmasına da ayrıca dikkat ederim. Tilavetlerini merak ettiğim için imam ile müezzininin Kuran okuyuşlarını başka bir dikkatle dinlerim. Cemaatin camiye girişi, oturuşu, davranışları hep ilgimi çeker. Caminin içindeki süslemelere bakmaktan kendimi alamam. Gözlerim adeta bir radar gibi etrafı tarar ve daha öncekilerde görmediğim bir detay arar. Bulduğumda da onun ne olduğunu ve neden yapıldığını anlamaya çalışırım.

Yazını devamı için tıklayınız.

Çarşamba, 06 Mart 2019 07:57

Üniversitelere karne verme meselesi

YÖK Web sitesinde "YÖK üniversitelere karne verecek" başlığıyla bir duyuru yayınladı. Başkanlık tarafından yapılan açıklamada yeni sistem kısaca özetlenmiş. "Üniversitelerimiz çeşitlendi, farklılaştı, sayıları arttı, rekabet gerekiyor. Rekabetin sonucunda başarının gözlemlenmesi, ölçülmesi ve bunun da topluma objektif ve nesnel bir şekilde açıklanması gerekiyor. 5 ana başlıkta 42 göstergeye ait 2018 yılı verileri ile üniversitelerimiz ölçülecek ve değerlendirilecek. Her bir üniversitenin geçen bir yıl içindeki performansının değerlendirilmesi her yılın başında açıklanacak." Bu kararın ülkemiz yükseköğretimi için çok önemli bir gelişme olduğunu söylemeliyim. Yükseköğretim Kalite Kurulu'nun raporlarının ardından YÖK'ün vereceği karnenin üniversitelerimize rekabet getireceği ve tatlı bir yarış başlatacağından eminim. Birkaç sene sonra sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. İyiler daha iyi olacak, vasatlar da kendilerine çeki düzen verip iyi olacaklar. devamı için tıklayınız.

Dostlarım beni uyarır bazen çok safsın diye. Karşındaki adamı tanımıyorsun, sana akıl veriyormuş ve yardım ediyormuş gibi davranıyor ama kendi menfaatini kolluyor. Sen de inanıyorsun ve ona yardım ediyorsun derler. Ben de Halik bilsin yeter, derim. Evet, saf bir tarafım var. Hatta benimkisi biraz ahmaklık düzeyinde saflık. Saflığımız bizi korur, derdim de nedenini bilmezdim. Ama şikayetçi değilim bu durumdan. Şairin dediği gibi zekamızla baş edebilirsiniz ama saflığımızla asla diyenlerdenim.

Şimdi siz bu adam kendi kendine yine ne anlatıyor diyeceksiniz yukarıdaki satırları okuyunca. İzah etmeme müsaade buyurunuz.

Birgün her zamanki gibi dersimden çıkmış, odama geçiyordum. Adetim olduğu üzere önce çaycıya uğrayıp büyük bardak çayımı aldım sonra odaya geçtim. Elimdekileri masanın üzerine bıraktım. Bir taraftan bilgisayarımı açmaya çalışırken diğer taraftan masanın üzerini toparlıyordum. Biri kısık sesle selam vererek içeri girdi bu arada. Öğrencilerden biri bir şey soruyor zannettim önce. Başımı kaldırınca uzun zamandan beri görmediğim eski bir arkadaşımı gördüm. Bu taraflarda bir işi varmış, işi erken bitmiş, bir arkadaşını görmek için üniversiteye gelmiş, onu ararken benim adımı görünce kapıdan içeri girmiş.

Perşembe, 28 Şubat 2019 13:30

Öğretmenlerin performansı ölçülmeli mi?

Öğretmen performansını izleme konusu birkaç sene önce gündeme gelmiş, kısa bir süre uygulanmış ancak gelen tepkilerden sonra kaldırılmıştı. Ülkemizin önemli sorunlarıyla ilgili hazırlatttığı raporlarla tartışmalara katkıda bulunan  bu konuda da Barış Horzum ve Duygu Gür Erdoğan'a bir rapor hazırlatıp yayınladı. Öğretmen Gelişim Modeli Öğretmen Performansı Üzerine Değerlendirme.

Horzum ve Erdoğan hazırladıkları raporda konuyu enine boyuna irdeliyor, Doğu'dan ve Batı'dan seçtikleri sekiz ülkeden verilen örneklerle öğretmen yetiştirme ve atama sistemleri ile performans değerlendirme kriterlerini karşılaştırdıktan sonra da için uygulanabilir bir model öneriyorlar.

Devamı için tıklayınız.

Pazartesi, 25 Şubat 2019 11:49

Cemal’imin ardından

Şubatın İstanbul’u iliklerine kadar üşüttüğü bir günde dünyalar iyisi bir kardeşimi, dostumu toprağa teslim ettik ve İbnülemin Mahmud Kemal’in deyişiyle semere-i hayâtın hayırla yâd edilmesini müşahede ettik.

Cemal ile arkadaşlığımız asistanlık yıllarına kadar uzanıyor. 24 yıl olmuş tanışalı. Dile kolay geliyor ama çeyrek asırdan bahsediyorum. Cemal’le aynı sene yüksek lisansa başladık. Askerliği tecil ettirmek için Ankara’ya gitmek kaydımı dondurup askere gitmekten daha zor gelince derslere haliyle bir sene sonra başladım. Cemal benden bir yıl önce bitirdi tezini ve doktoraya da bir yıl önce başladı. Benden bir yıl önce de asistan oldu ve doktorasını da bir yıl önce bitirdi.

2005’te İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldıktan sonra eskisi kadar görüşemesek de zaman zaman muhtelif vesilelerle karşılaşırdık. Ortak tanıdıklardan birbirimize selam gönderir, haberdar olurduk. İdari vazifeler ve lüzumsuz işlerin yoğunluğundan dolayı son yıllarda birkaç telefon dışında pek görüşemedik. Muhibbi’nin;

Perşembe, 21 Şubat 2019 15:05

Medreseler hakkında ne biliyoruz?

Bizim tarihe taraflı yaklaşmak gibi kötü bir alışkanlığımız var. Bizim için bir şey veya kişi ya çok iyidir ya da çok kötü. Hepimizin zihinlerinde muhtelif kaynaklardan beslenen önyargılar var, ismini duyduğumuz anda bazen düşünmeden ezberlenmiş o cümleler dökülüverir ağzımızdan.

Medreseler de böyle. Okullarda bize öğretilen medreselerin kötü ve geri olduğu, ülkenin gelişmesinin önündeki kurumların başında geldiği değil mi? Acaba gerçekten öyle mi? Medreseleri ne kadar tanıyoruz? Batılılar kadar tanımadığımız kesin.

Devamı için tıklayınız.

Perşembe, 21 Şubat 2019 14:11

Kılıç yetmez, kalem de olmalı

Cem Sultan ile II. Bayezid arasındaki söz düellosu

Bir yönetmen veya roman yazarı bana Osmanlı hanedanından kimin hayatını film yapayım veya yazayım diye sorsa hiç düşünmeden Cem Sultan ve Şehzade Mustafa derdim. Şehzade Mustafa bir sonraki yazının konusu olsun, Cem Sultan’ı neden söylediğimi açıklamaya çalışayım.

Cem Sultan öyle birkaç satırla anlatılacak sıradan bir şehzade değil. Şehzade olarak bilinse de aslında o bir sultan. Diğer şehzadelere pek verilmeyen sultan lakabının onda ne güzel durduğunu görmüyor muyuz? Ha isminin önünde ha ardında ne fark eder!

Kendisi de çok iyi bir eğitim alan Fatih Sultan Mehmed oğullarının da çok iyi bir eğitim alması için bir babanın yapabileceği her şeyi yaptı. Cem Sultan henüz küçük bir çocukken Edirne Sarayı’nda Arapça ve Farsça’yı öğrendi, şiirle tanıştı. Öyle ki Kastamonu sancak beyliğine tayin edildiği sırada, daha on yaşında iken gazel yazdığı rivayet edilir. Çünkü şehzadeler bir yandan silahşörlük ve binicilik talimleri alırken öte yandan devrinin en büyük alimlerinden ve şairlerinden ilim ve kültür tahsil ederlerdi. O yüzden Konya’ya gittiğinde çevresine Sa‘dî-i Cem, Haydar, Sehâyî, La‘lî, Kandî ve Şâhidî gibi şairleri topladı. Cem Sultan bu şairlerden bir kısmı ile sadece yediklerini içtiklerini değil, kaderini de paylaştı. O yüzden onlara “Cem şairleri” dendi. Böyle bir dostluğun ikinci örneği var mı bilmiyorum.

İlke İlim Kültür Eğitim Derneği, Geleceğin Türkiyesi Raporlarının ikincisini kamuoyu ile paylaştı. Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş tarafından hazırlanan Geleceğin Türkiyesinde Yükseköğretim başlıklı raporun iyi hazırlanmış olduğunu söylemeliyim. Yükseköğretimin hemen her alanının ayrı konu başlığı altında değerlendirdiği raporda önce konu hakkında özet bilgi veriliyor, sonra eskilerin deyimi ile konu teşrih ediliyor, sadece sorunlara dikkat çekmekle kalınmayıp dünyadaki uygulamalar da göz önünde bulundurularak sıralanan tekliflerle bölümler tamamlanıyor. Prof. Dr. Erdoğmuş’un eleştirilerini yaparken hem Türkiye gerçeklerini göz önünde bulundurması hem de eleştirilerinde ölçülü davranmasından dolayı raporun insaflı olduğunu söyleyebiliriz. 

Yazının devamı için tıklayınız.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç