Denemelerim

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

60 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 28

Dün 37

Haftalık 28

Aylık 619

Tüm Zamanlar 243711

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Ismail - İsmail Güleç
Salı, 15 Ağustos 2017 11:30

Elli yıl sonra FETÖ ne olacak?

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı bir basın toplantısı ile FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı başlıklı bir rapor yayınladı. Yayınlandıktan sonra rapor hakkında birçok yorum yapıldı. Haliyle beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler de oldu. Genel eleştiri ise geç kalınmış olması idi. Bu rapordan sonra bir rapor daha bekliyorum. Darbe yapmaya girişmeleri beklenmeden diğer cemaatlerin de aynı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve aziz halkımızın uyarılması. Gördüğüm bir diğer eksik nokta FETÖ gibi dini istismar eden yapıların neşvünema buldukları ortamların mahiyetleri hakkında bilgi verilmesi. Çünkü ortamlar devam ettiği müddetçe FETÖ gider METÖ gelir ve biz bu konuları konuşmaya devam ederiz.

Diyanet’in raporunun ardından aynı konuda bir rapor daha yayınlandı. Gülen Yapılanması: 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler (İstanbul: İSAM, 2017) İçindekiler bölümünden anladığım kadarı ile ilkine göre oldukça kapsamlı ve muhtevalı olan bu çalışma çözüm önerileri bulundurması, kimi problemlere dikkat çekmesi bakımından önemli. Bu kitabı da okur okumaz sizinle paylaşacağım.

Diyanet’in raporunda görmediğim bir diğer husus tabanını gelecekte bekleyen tehlikeler ve FETÖ’nün elli yıl sonraki haline dair projeksiyon.

Pazar, 13 Ağustos 2017 16:43

Kışın söz verip yazın unutmak

Daha önce anlatmıştım sizlere. Bizim büyük oğlan kitapta Papağan ve Bakkal hikayesini okuduktan sonra bana yanlış anladığımı söylemişti. Beni çok şaşırtacak şekilde hikayeye başka bir açıdan yaklaşmıştı. Ben de bunu hem yazmış hem de sağda solda anlatmıştım. Bizim küçük oğlan da okumuş doğal olarak. Okuduktansonra yanıma geldi ve biraz çıkışır gibi hafif sert bir tonda sordu:

- - Baba!

- - Efendim güzel oğlum.

- - Yazını okudum.

- - Ah çok teşekkür ederim. Hangisini?

- - Şu son yazdığın, içinde bakkal ve papağan olan.

- - Ha, onu mu, peki nasıl buldun, beğendin mi?

- - Beğendim ama benim söylemek istediğim başka bir şey.

- - Allah Allah, bizim çocuklara ne oldu böyle! Peki söyle.

Cumartesi, 05 Ağustos 2017 10:57

Baba bakkala, evlat papağana benzer mi?

Bugünlerde pek neşeliyim. Şimdi siz memlekette bin türlü sıkıntı dert varken bu adam niye neşeli, diye sorarsınız içinizden, bilirim. Hatta

Alemde ki kâmil çeke gam zevk ede câhil

Mısraını hatırlayıp benim cahil olduğumu düşünenleriniz bile olabilir. Böyle düşünenlere de kızmam, alınmam, darılmam. Haklısınız, der geçerim. Memlekette derdin sıkıntının bitmediği bir dönem mi var? Bırakın memleketi, tarihte gamsız tasasız günlerimiz mi var? O halde şairin dediği gibi

Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner 
Gam ü şâd-ı felek böyle gelir böyle gider.

Sıkıntıları kendimize zevk edinmek en doğrusu. Konudan uzaklaşır gibi oluyorum, farkındayım. Neşemin nedenine geleyim. 

 

Yusuf İslam’ı biz çok sevdik, Muhammed Ali Clay’i sevdiğimiz gibi. Onun Müslüman olmasıyla gururlandık, mutlu olduk. Gariptir, Müslüman olmadan önce o şarkı söyler, biz dinlemezdik. Müslüman oldu, o şarkı söylemeyi bıraktı, biz onun şarkılarını dinlemeye başladık. Bu konu sosyologların ve psikologların alanına giriyor. Konuyu onlara havale edelim ve geçelim.

Bildiğiniz gibi, Yusuf İslam müslüman olduktan sonra uzun bir süre şarkı söylemeyi bıraktı. Ali Köse’nin isimlendirmesiyle birinci Yusuf dönemiydi bu. Sonra enstrümansız birkaç şarkı ve ilahi söyledi. İkinci Yusuf dönemi. Derken bendir girdi. Sonra gitar ve orkestra. En sonunda aralarında eski şarkılarının da olduğu konserler vermeye başladı ve sevenleri çok mutlu oldu. Bu da üçüncü Yusuf olduğu dönem.

 

Cumartesi, 15 Temmuz 2017 09:59

15 Temmuz'un yıl dönümü için

Benim Gürleyen toplarım yok
Ama Allah’a inancım ve sevgim var

Hz. Peygamber’in yol arkadaşlarından biri olan Huzeyfe b. Yeman Resulullah’a Müslümanların geleceğini ve belli kötülüklere nasıl yanıt verilmesi gerektiğini sorar:

- Ya Resulullah! Biz şer ve cahiliyet içinde idi. Allah biz bu hayrı getirdi. Bu hayırdan sonra artık şer var mıdır?

Peygamber efendimiz şu karşılığı verir:

- Evet.

- Peki o şerden sonra bir hayır gelecek midir?

- Benim yolumdan başka bir yolla (insanları) yönlendirecek insanlar olacak. Onların hareketlerini görüp onaylamayacaksınız.

- O hayırdan sonra bir şer gelecek midir?

- Evet. Başkalarını Cehennem kapılarına davet insanlar olacak ve bu çağrıya uyanlar (onlar tarafından) cehenneme atılacaktır.

Salı, 11 Temmuz 2017 22:18

Selamet süslerden kurtulmakta

Zamanım azaldı. Merak etmeyin, hasta felan değilim. Görevimin bitmesine az bir süre kaldı. Onu kastederek zamanım azaldı dedim. Aklınıza yanlış şeyler getirmeyin hemen. Öteki zamanımın ne kadar olduğunu bilmediğim için azalıp azalmadığını da bilmiyorum. Ama o zamandan da her akşam bir gün daha eksildiğini biliyorum. Yine gevezeliğim tuttu, konudan uzaklaşmaya başladım. Yaşlanıyor muyum ne!

Hala Sultan’ın biyografisi olan bir yazma eseri bu hafta içinde bitirmem lazım. Yoğun bir şekilde üzerinde çalışıyorum. Hava almak için de arada sırada çıkıp dolaşıyorum. Arkadaşların odalarını ziyaret edip onlarla muhabbetle karıştırdığımız çaylarımızı içiyoruz. Yine bir çay dönüşü odama girdim, masama oturdum ve çalışmak üzere bilgisayarı açmış idim ki gözüme bir zarf ilişti. Daha önceden gördüğümü hatırlamıyordum. Üzerinde güzel bir el yazısı ile İsmail Hocamın dikkatine yazılı idi. Hemen sekreter hanımın yanına gittim ve zarfı göstererek bunu masamın üzerine sen mi koydun, diye sordum. Zarfa baktı, hatırlayamadı. Odanıza bir özgeçmiş bıraktım ama zarfı ben bırakmadım, deyince kimse geldi mi bugün, diye sordum. Genç olmasına rağmen yaşlı bir hanım gibi giyinen makyajsız ve saçları beyazlamış bir hanımın iş başvurusu için geldiğini ve odanızı merak etmesi üzerine birlikte içeri girip özgeçmişini masanıza bıraktık, deyince meseleyi anlar gibi oldum.

İçeri girdim, kapıyı kapattım, masama oturdum. Zarf açacağını alıp dikkatlice mektubu açtım ve okumaya başladım.

Pazar, 09 Temmuz 2017 23:15

Görünüşe aldanma

Aman Allah’ım. Ne kadar ilginçti! Şimdi siz ne geçti bu adamın başından diye merak edersiniz. Arkadaş dediğin de merak eder zaten. Sağolun, varolun. Eksik olmayın. İnsanın kendisini merak eden dostlarının olması ne kadar güzel. Bence gerçek zenginlik de bu. Lafı uzattığımın farkındayım, kızmayın. Siz de adama keyifle iki laf ettirmiyorsunuz canım, hemen kızıyorsunuz. Konuya geliyorum tekrar. Korkmayın, bir kaza bela gelmedi. Kötü bir şey de olmadı. İlginç olup olmadığından bile emin değilim. Bana ilginç geldiği için öyle söyledim. Anlatayım, belki siz de ilginç bulursunuz.

Malumunuz, geçenlerde havaalanında bir kadın yanıma oturmuş, beni fırçalamıştı. Ben de her fırça yiyen adam gibi susmuş, sessizce kadını dinlemiş idim. Hani gelininden şikayet eden kadın, beceriksizmiş de, oğlunu doyuramıyormuş da felan. Ben de kadın gittikten sonra oturdum, olup bitenleri bir güzel anlattım. Hatırladınız sanırım.

Odamda çalışıyordum. Kapıdan kibar bir hanım sesi geliyor. Derken sekreter hanım içeri girip çok kibar bir hanımın geldiğini ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Niçin görüşmek istiyormuş diye sordum. Özel bir mesele olduğunu, benimle paylaşmak istediğini söyleyince merak ettim ve hem kadını görmek hem de içeri davet etmek için kapıya yöneldim.

Çarşamba, 05 Temmuz 2017 19:14

Oğlumu doyuramıyorum

Az sonra anlatacaklarıma inanmayanlarınız olabilir. Herif amma da sallıyor, demiyeceğinizden emin olsam hikayeyi en başından anlatırım ama hem uzatmamak hem de inanılırlığımı zedelememek için anlatmayacağım.

Havaalanındayım. Her zamanki gibi yine vaktinden önce geldim. Bilgisayarımı açtım, Mesnevi’den hikayeler okuyorum. O kadar dalmışım ki yanımda oturan genç kalkmış, yerine bir yaşlı teyze oturmuş. Evladım ne okuyorsun, demese onun o

turduğunu da anlamayacağım ya.

- Sağolun, teyze, iyiyim. Siz nasılsınız?

Diye cevap verecek oldum kadın yüzüme tuhaf tuhaf bakmaya başladı.

- İyisin değil mi çocuğum?

- Çok şükür iyiyim. Siz nasılsınız?

Dedim. Bu kadın da niye aynı sorup duruyor, takıntılı mıdır, nedir dedim kendi kendime ve kafamı kaldırıp kendime yer bakmaya başladım. Kadın iyice telaşlandı.

- Evladım, bir şeyin yok değil mi?

- Teyze iki de bir bana bu soruyu sorup duruyorsunuz. Bende bir tuhaflık mı gördünüz?

Salı, 04 Temmuz 2017 10:28

Allah’ın kahrından kaçılır

Ahmağa verilecek en güzel cevap ancak sükuttur.

(İbni Hibbân

Bu kadar çok okunacağını bilmiyordum. Bilsem daha önceden yazardım, diyecek oldum lafı ağzıma tıkadılar:

- Önceden olacakları bilsen zaten bugün burada olmazdın.

Hay Allah, laf buraya nereden geldi şimdi! Dün neredeydim, bugün neredeyim, bir yerlerde olmam mı lazım? Ne biçim laf bu! Ben sıradan bir yazıdan bahsediyordum oysa. İnsan zaten bu devirde zor neşeleniyor. Haberler, facebook, yoldan geçenler, Fenerbahçe, trafik, insanın canını sıkan, moralini bozan o kadar çok şey var ki. Kırk yılın başında bir keyif alalım dedik, onu da çok gördüler. Olacakları bilsem burada olmazmışım. Nerede olurdum peki! Sanki olacakları herkes biliyor. Hani gaybı sadece Allah bilirdi? İmandan bir cüz bu üstelik. İçten gelerek söylediyse tecdid-i iman gerekir. Ben söylemiyorum bunu, bizim caminin her şeyi bilen hocası söylüyor. Ben aklıma bir şey takıldı mı önce ona sorarım. Din işlerinde şaka olmaz. Maazallah adam dinden imandan olur. Yine lafı uzattım, farkındayım. Konuya döneyim hemen.

İnsanda neşe bırakmıyorlar demiştim en son. Ne olmuş biraz sevinsem, kime ne zararı olur?

 

Yıllardan beri Mesnevi’yi okurum, hakkında yazarım. Anlıyormuşum gibi bir de sağda solda Mesnevi’yi anlatmışlığım da vardır. Ama hâlâ tam manasıyla anlamış değilim. ilk defa okuyormuşum gibi gelen hikâyeleri, sözleri var Mevlana’nın. İki türlü şaşkınlık yaşıyorum bu durumda. Biri benim aptallığıma, diğer Mevlana’nın büyüklüğüne. Kendime şaşırıyorum ve gülüyorum. Çünkü yıllardan beri okuduğumu ve anladığımı sandığım bu kitapta hâlâ anlamadığım yerler var. İkincisi ise Mesnevi’nin büyüklüğü karşısında şaşırıyorum. O kadar gizemli bir kitap ki her dolaştığımda daha önce görmediğim veya farketmediğim bir başka güzelliğini gösteriyor bana.

Bu adam ne geveliyor dediğinizi duyar gibi oldum, haklısınız. Biraz kendi kendime konuşuyor gibi oldum. Merâmımı ve ne kastettiğimi vuzuha kavuşturayım biraz.

Malumunuz, çocuklara Mesnevi’deki hayvan hikâyelerini açıklamaya çalışan bir kitap hazırladım. Bu aralar Mesnevi’deki hikayelerle ile hemhâl oldum anlıyacağınız. Sözü uzatmayayım tekrar, sadede geleyim.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç