Denemelerim

Etkinlik Takvimi

14 Nis 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

353 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 20

Dün 97

Haftalık 352

Aylık 792

Tüm Zamanlar 344885

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 18 Mart 2020 12:19

Bedr'in aslanları ancak o kadar şanlı idi

Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale şehitleri ve gazileri için yazdığı şiirin Türk edebiyatının abidevi metinlerinden biri olduğu erbabının ve ehlinin kabul ettiği değişmez bir hükümdür. Büyüklüğü hem konusundan hem de şiirin kusursuz olmasından geliyor. İçerik ve biçimin mükemmel olduğu bu şiirin Çanakkale şehit ve gazilerinin Bedir savaşına katılan ashab-ı kirama benzetildiği mısraı zaman zaman tartışılıyor.

Sadece o mısraı aldığımda meselenin anlaşılmasında sıkını yaşanacağını düşündüğüm için birkaç beyit öncesinden alarak alıntılıyorum.

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor; 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazar, 15 Mart 2020 12:50

Akademisyen ve tatil

Hepinizin bildiği gibi, malum virüsten dolayı üniversiteler de ilk ve ortaöğretim okulları gibi üç hafta tatil edildi. MEB Bakanı, öğretmenlerin evlerinde kalmasını söyledi. YÖK ise akademisyenleri idari izinli saymadı. Bunun üzerine bazı genç akademisyenler, öğretmenlere izin verildi, bize niye izin verilmedi, diye sosyal medyada nümayişe kalkıştı. Daha da vahimi bir kısım tecrübeli akademisyenin bu nümayişleri teşvik etmeseydi.

Akademisyenlerin görevi

Mesai mefhumu olmayan bir akademisyenin üç görevi vardır. Birincisi araştırma yapmaktır. İkinci ders vermek ve öğrenci yetiştirmektir. Üçüncüsü de ürettiği bilimsel bilgiyi topluma aktararak toplum hayatının niteliğini artırmaya çalışmak, sorunların çözülmesine yardımcı olmaktır. Bugünlerde enfeksiyon hastalıkları uzmanı hocaların televizyonlarda yaptıkları mesela topluma hizmetten başka bir şey değildir.

Devamını okumak için tıklayınız.

12 Mart 1921. İstiklal Marşının kabulünün üzerinden 99. yıl geçmiş. Merak ettim ve birkaç ülkenin milli marşının ilk mısraını tetkik ettim ve bizim milli marşımızla mukayese etmek istedim. Milli marşları okuduğumda bir kısmının ülkenin güzelliklerine övgü, bir kısmı tarihine saygı, bir kısmı bağımsızlık mücadelesi ve bir kısmı da halkı öne çıkarıyor.

Ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım. Mesela Almanlar. Almanların milli marşı;

Birlik, hak ve özgürlük 
Alman vatanı için

ile başlıyor ve

Almanya Almanya her şeyin üstünde 
Dünyadaki her şeyin üstünde.

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 09 Mart 2020 11:27

Eğitime ara vermeye hazır mıyız?

Coronavirüs dünyayı sarsmaya devam ediyor. Çok şükür ülkemizde henüz coronavirüs görülmedi. Allah’tan niyazımız şu belanın ülkemize girmeden havaların ısınması. İnşallah en hafif şekilde bu musibeti de atlatırız.

Ama bu ülkemizde görülmeyecek anlamına gelmiyor ve bugüne kadar görülmemesi büyük bir başarı. Bu kadar göç alan ve seyahat eden çok sayıda vatandaşı olan bir ülkede, hele hem doğusundaki hem batısındaki komşularında görülmüşken bize de uğrama ihtimalini hiç aklımızdan çıkarmamalı ve hazır olmalıyız. Medyadan takip edebildiğimiz kadarı ile Sağlık Bakanlığı önlemleri artırıyor. Ancak onca önleme rağmen tehlike geçmiş değil ve müteyakkız olmamız gerekiyor.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 06 Mart 2020 10:15

Şehitler telesi boş değil

“Bayrak”, “Fetih Davulları”, “Selimler”, “Kubbeler”, “Süleymaniye” gibi kendisinden daha çok bilinen şiirlerin de sahibi olan bayrak ve vatan şairi olarak bildiğimiz Arif Nihat Asya’nın;

Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı

dizeleriyle başlayan “Naat”ı duygu ve estetik bakımından son devirde yazılmış naatlerin en mükemmel örneklerinden biri.

Son günlerde sıkça işittiğimiz “Şehitler tepesi boş değil” cümlesi de Arif Nihat Asya’nın en çok bilinen birkaç şiirinden biri olan Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor isimli şiirinin ilk mısraı.

Devamını okumak için tıklayınız.

Çarşamba, 04 Mart 2020 12:33

MEB'in sessiz devrimi: EBA

Geçtiğimiz günlerde MEB Bakanı bir açıklama yaptı. Ani gelişen olayların sıcaklığı ve yoğunluğundan gündemi yeterince meşgul etmeyen haberde yenilenen Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile ilgili olarak "Her bir çocuğun kendine özgü sayfası, takvimi, ilerleme hızı, mevcut dersleri, soruları, konuları kendisine özel bir şekilde yapılabiliyor." dedi.

Tesadüfen inceleme fırsatı bulduğum EBA’yı çok beğendiğimi ve etkilendiğimi söylemeliyim. Beni çok heyecanlandıran bir uygulamanın tam manasıyla eğitim-öğretim hayatının içine girmesi ile matbaanın bulunması ile ders kitaplarının basılarak çoğaltılmasının verdiği katkıya benzer bir katkıda bulunacağını söylesem çok iddialı bir cümle kurduğumu düşünenleriniz olacaktır hiç şüphesiz. Ama ben bu cümleyi tüm kalbimle inanarak kuruyorum. Öğretmenlerin ve öğrencilerinin hayatlarının bir parçası haline getirdikleri takdirde okulu ve okul yaşantısını radikal bir biçimde değiştirecek bir yenilikten bahsediyorum.

Devamını okumak için tıklayınız.

Khan Akademi’yi duymuştum, yaptıklarını biliyordum ama yazdığı kitabı okumamıştım. Kabaca eğitim-öğretimi sınıf dışına çıkarmak ve okulda öğrenebileceklerden daha fazlasını zaman ve mekâna kayıtlı olmadan öğrenme imkânı sunmak. Kitabı geçen hafta okudum ve aklıma bana bundan birkaç ay önce bir arkadaşımın sorduğu soru geldi.

Arkadaşım, bana, çalıştığı üniversitenin yöneticilerinden birinin kanunda yazılı diye Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü programına Türk Dili dersini, Tarih Bölümü programına İnkılap Tarihi dersini ve İngilizce Öğretmenliği ve İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü programına da İngilizce dersini koymanız lazım, olmaması yasaya uygun değil, suç işliyorsunuz, diye uyardığını anlattı. İnsan, kanunda yazılı olan bir maddenin koşulsuz herkese uygulanması gerektiğini sanan ve genel hüküm-özel hüküm ilişkisinin varlığında bihaber olan yöneticinin sadece hukuk bilgisi hakkında değil mantık bilgisi hakkında da şüpheye düşüyor.

Devamını okumak için tıklayınız.

Perşembe, 27 Şubat 2020 09:27

Kandil geceleri kandil oluruz

Şükürler olsun, üç aylar mevsimine girdik. Mübarek kabul edip kutladığımız kutsal gecelerin ilkini, “bol sevap ve mükâfat, faziletli amel” anlamına gelen Regaip Kandilini recep ayının ilk cuma gecesinde idrak edeceğiz inşallah.

Kanuni’nin oğlu II. Selim döneminde camilerin aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılmasından dolayı kutsal gecelere zamanla kandil geceleri adını vermişiz. Ancak kutsal gecelerde kandil yakma ve şehri aydınlatma adeti çok daha eski tarihlere gidiyor. 11. Asırda Kudüs’te ve Bağdat’ta kutsal gecelerde kandil yakıldığına dair rivayetler var.

Kandil geceleri ve bu gecelerde yakılan kandiller türkülerimize ve ilahilerimize de girmiş. Harabî’nin meşhur nefesinin şu dörtlüğünü bilmeyenimiz var m?

Kandil geceleri kandil oluruz 
Kandilin içinde fitil oluruz 
Hakkı göstermeye delil oluruz 
Fakat kör olanlar görmez bu hali

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 24 Şubat 2020 08:05

Kütüphane Medeniyeti

Osmanlılar için birçok şey söylenebilir ve söyleniyor. Osmanlı’nın bir kütüphane medeniyeti olduğunu, sadece memleketin her bir köşesinde amacına ve hedef kitlesine göre inşa edilmiş birbirinden güzel ve şirin kütüphane binaları ve o binaları dolduran her biri bir başka ustalık gerektiren baktıkça bakmaya doyulamayan ve dokunmaya kıyılamayan hat, tezhip, ebru ve cilt gibi kitap sanatları ile bezeli kitaplardan hareketle Osmanlı medeniyeti anlatılabilir dersem sanırım yanlış bir şey söylemiş olmam.

Geçen hafta açılışı yapılan hepimizi sevindiren ve gururlandıran Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesi bana unutmaya yüz tuttuğumuz kitapları ve kütüphaneleri yeniden hatırlattı ve heyecanlandırdı. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 21 Şubat 2020 14:28

YÖK ne yapsın YÖKAK ne yapsın?

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Bey’in bir açıklaması düştü ajanslara. Habere göre liselerde 15-16 olan ders sayısını 5-6’ya düşürme çalışmaları başlamış. Haberi okuyunca geçtiğimiz günlerde vapurda karşıya geçerken karşılaştığım bir grup öğrenci ile konuştuklarımız geldi aklıma. Okuduğum kitaba bakarak “Siz öğretmen misiniz?” diye sorması üzerine başlayan sohbet ilerledi ve ben de onlara adet olduğu üzere hangi üniversitede okuduklarını ve bölümlerine dair sorular sormaya başladım.

Hepsi de farklı devlet üniversitesinde son sınıf öğrencisi dört arkadaş. Tanışıklıkları katıldıkları bir etkinlikten geliyormuş. Bu sene mezun olmak için çok çalışıyorlarmış. Çok ders almak zorunda kalmış biri. Çok yoruluyormuş diğeri. Bazen paraları da yetmiyormuş ama idare etmesini öğrenmişler. İkisi yurtta kalıyormuş ve ne çok memnunlarmış ne de şikayetçi imişler. Daha iyi bir telefonları olsa daha mutlu olacaklarmış. Ve buna benzer daha birçok şey. 

Devamını okumak için tıklayınız.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç