Eğitim

Etkinlik Takvimi

08 Oca 2019;
06:30PM - 08:00PM
Balkanlar ve Kıbrıs'ta Halk İnançları ve Kültürü
04 Kas 2018;
12:15AM - 02:00AM
Anadolu mizah dünyası
05 Oca 2019;
02:00PM - 05:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair kitabı üzerine
21 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Kültür Medeniyet'in neresinde?
30 Kas 2018;
08:00PM - 09:00PM
Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair

Kimler Sitede

254 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 33

Dün 166

Haftalık 199

Aylık 1955

Tüm Zamanlar 277522

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Salı, 06 Kasım 2018 15:09

Ezber kötü bir şey midir?

Yazan
Ögeyi Oylayın
(0 oy)

yahut

Ezbersiz eğitim olur mu?

Bizim toplum klişeleşmiş ifadeleri kullanmaktan çok hoşlanır. Hangi mahalleye mensup olursa olsun, kendisini ait hissettiği mahallenin doğru olup olmadığını sorgulamadan kabul ettiği hükümleri vardır. Mesela eğitimden bahsedildiğinde medreselerin ne kadar çağdışı olduğu ve neredeyse medrese ile eş anlama gelecek şekilde ezberin ne kadar kötü olduğundan bahsedilir.

Acaba ezber gerçekten kötü müdür? Ezberin ve tekrarın olmadığı bir eğitim sistemi var mıdır?

Ezberlemek, üzerinde düşünmeden ve maksudunu anlamadan bir şeyi hafızaya almaktır. Ezberlemek; kavramak, hıfzetmek,  bellemek, bugün daha daralmış bir anlamda kullandığımız şekliyle "içselleştirmek"; hatta İngilizlerin Farsçadaki anlamına denk düşecek şekilde "to learn by heart" dedikleri şey. 

Geleneksel medreselerde söylenildiği gibi tanımlar ezberletilir gerçekten. Genellikle çok uzun olmayan bir cümleden ibaret olan tanımları ezberlemek sadece papağan gibi kelimeleri tekrar etmekten mi ibaret? Ne söylemek istediğimi bir örnek üzerinden anlatmaya çalışayım.

Örnek olarak hepimizin bildiği bir konuyu vereyim. Masal. Masalın birçok tanımı var. Birkaç tanesini aktarayım:

  • Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, cin, dev, peri vb. varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebî tür
  • Kulaktan kulağa nakledilerek zamanımıza kadar gelen ve olağanüstü maceralarla, kahramanlıklarla süslenmiş olan hayâlî hikâye
  • Düzyazı biçiminde söylenmiş, dinî inanışlardan ve büyü inanışlarından ve törelerinden bağımsız, tümüyle düş ürünü, gerçekle ilgisiz, anlattıklarına inandırma iddiası olmayan kısa anlatı
  • Gerçek dışı (olağanüstü) olaylarla süslü, gerçek dışı kişilerin başından geçen, zaman ve mekan (yer) kavramları belli olmayan hikâyelerdir
  • Genellikle halk tarafından oluşturulan, ağızdan ağza ve kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla insanların, olağanüstü yaratıkların veya tanrıların başından geçen ve tamamen hayal ürünü olan gerçek ve gerçek dışı olayların iç içe anlatıldığı hikâye.
  • Halk arasında yüzyıllardan beri anlatılmakta olan ve içinde olağanüstü kişilerin, olağanüstü olayların bulunduğu “bir varmış bir yokmuş” gibi klişe bir anlatımla başlayan belli bir uzunluğu olan, sonunda yedi içti muradlarına erdiler, yahut onlar erdi muratlarına biz çıkalım kerevetine, gökten üç elma düştü biri anlatana, biri dinleyene biri de bana gibi belirli sözlerle sona eren, zaman ve mekan kavramlarıyla kayıtlı olmayan bir sözlü anlatım türüdür.

Gördünüz, neredeyse bir paragrafı bulan cümleden ibaret olan bir sürü tanım var ve hiçbiri birbirinin aynı değil. Tanımlara dair üzerinde söylenmesi gereken birçok şey var ama bu başka bir yazının konusu olduğu için üzerinde durmayacağım ve konuya devam edeceğim.

Bu tanımları ezberlemek kolay olmasa gerek. Şimdi bir de geleneksel bir tanım vereyim.

Mahiyeti ve hüviyeti olup hakikati olmayan varlıkların benzer mekanlarda geçen maceralarının şifahen anlatıldığı mensur hikâye.

Medresede bir hoca bu tanımı yaptıktan sonra derste belki birkaç saat tanımda geçen kavramları anlatır, tanım bitene kadar masalı tüm detaylarıyla öğretmiş olurdu. Yani tanım demek aynı zamanda konu demekti ve tanım anlaşıldığında da konu anlaşılırdı. Tanım bazen birkaç gün sürerdi. Dersi anlatırken de daha önceki derslerde öğrettiklerinin bir kısmını tekrar ettiriyor, bir kısmını da kullandırıyordu. Ayrıca öğrencilerin bilmediği kavramları da öğrettiği gibi diğer tanımlarla da ilgisini gösteriyordu. Meramımı örneklerle ifadeye çalışayım.

Önce tanımda üç husus var. Biri kahramanlar ve mekan, ikincisi bu kahramanların başından geçenler, üçüncüsü de anlatış biçimi, üslubu.

Mahiyeti ve hüviyeti olur hakikati olmayan varlık ve mekan ne demek? Öğrenci bunu anladığında masalı da anlamış oluyor. Oysa yukarıda verilen tanımlarda bu varlıkların isimleri sıralanıyordu; cinler, periler, devler vs. Oysa tanımda bu tür varlıkların ortak noktası olmalı ve öğrenciler bu tanıma giren varlıkları gördükleri yerlerde tanımalıdır.

Önce mahiyetin ne olduğunu söyleyeyim. Mahiyet, mantıkta, yalnız zihindeki fertleri dikkate alınan tümel kavrama verilen bir isim. Bir kavram veya nesnenin ne olduğu sorusunun cevabıdır. Bir şeyin ne olduğunun zihinde tasavvur edilmesi, canlandırılmasıdır. Mesela öğrenci denildiğinde zihnimizde bir resim canlanır.

Eğer zihinde tasavvur edilen bir kavram zihin dışında da bulunuyorsa buna hakikat denir. Zihinde tasavvur edilen nesne veya kavram zihin dışı dünyada gerçeklik kazanıyorsa hakikat olur. Üniversite öğrencisi gibi. Eğer zihinde öğrenci kavramı olmasaydı biz üniversite öğrencisini da kavrayamayacaktık. Çünkü mahiyet bilinmeden hakikat anlaşılmaz. Dolayısıyla nesneler ve kavramlar önce zihinde hayat bulur. Platon’a selam gönderip devam edelim.

Hüviyet ise bir mahiyetin kendisine has bir takım özelliklerle öteki fertlerden ayrılmasıdır. Hakikati olan her kavramın hüviyeti vardır. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğrencisi gibi.

Bir cümle ile anlattıklarımızı özetleyelim.

Bugün bir İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğrencisi ile tanıştım.

Mahiyet: Öğrenci

Hakikat: Üniversite öğrencisi

Hüviyet: Bir İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğrencisi

Şimdi gelelim masalın tanımına. Mahiyeti ve hüviyeti olup hakikati olmayan varlıklar ve mekanlar ne olabilir? Anka kuşu, deniz kızı, yedi başlı ejderha, konuşan hayvanlar, bir vuruşta bin kişinin kafasını uçuran kılıçlar, Kaf dağı, uçan halılar, sihirli lambalar hep mahiyeti ve hüviyeti olup hakikati olmayan varlıklardır.

Bir öğrenci bir kere mahiyet, hüviyet ve hakikati anladı mı artık ona ilk defa karşılaştığı bir varlığın hangi katagoriye gireceğini anlatmaya gerek kalır mı?

Tanımın macera, şifahen anlatma ve mensur olma meseleleri de var ve bunlar edebiyat dairesine giriyor. Onlarla ilgili olarak yukaridaki gibi ayrıntılı bir tasnif yapılıp hangisine karşılık geldiği anlatılabilir ama yazıyı uzatmaya niyetim yok.

Açıklama çalıştığım gibi medreselerdeki eğitim aslında ezberletmiyor, düşündürüyor, kavratıyor. Hasılı kelam tanımı ezberlemek demek konunun anahtar kelimelerini ezberlemek demek. 

Şimdi size tekrar soruyorum. Bir öğrencinin bir tanımı ezberlemekle sadece papağan gibi ezberlediğini mi düşünüyorsunuz hâlâ? Ezber kötü bir şey midir?

 

Okunma 167 kez Son Düzenlenme Pazar, 11 Kasım 2018 18:43
0
0
0
s2smodern

........Kitaplarım........

 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç