Diğer

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

240 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 110

Dün 117

Haftalık 455

Aylık 2879

Tüm Zamanlar 303395

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç
Çarşamba, 28 Aralık 2016 18:02

Öküzden bir mektup var

Yazan

Sayın Hocam,

Geçen günkü yazınızda çevrenizde olduğunu tahmin ettiğim bazı insanları bana benzetmişsiniz. Çok üzüldüm. Bu mektubu da üzüntülerimi ifade etmek için yazıyorum.

Yazınızı okurken ve okuduktan sonra bir hayli düşündüm. Biz öküzlerin suçu ne? Öküz olmak başlı başına bir suç mudur?Öküzler olmasa insanlar ne yapardı? Bu insanlar neden kızdıklarında birbirlerine öküz derler? Biz öküzler kızdığımızda birbirimize insan diyor muyuz? Biz insanlara ne zarar verdik, ne yaptık? Öküzlerin kime ne zararı olmuş?

Oysa biz sanılanın aksine çok mübarek hayvanlarız. Allah bizden bahseder kutsal kitabında. Hatta ismimizi bir sureye bile vermiştir. Hz. Peygamber dünya öküz ile balık üzerindedir, buyurmadı mı?

Pazartesi, 29 Ağustos 2016 12:15

FETÖ'cülere ne ceza verilmeli?

Yazan

Biliyorsunuz, devlet 15 Temmuz kalkışmasından sonra ciddi bir şekilde, devletin tüm hücrelerine metastaz yapmış FETÖ üyelerini temizlemeye çalışıyor. Kimileri tutuklandı, kimileri açığa alındı, kimileri soruşturuluyor. Mahkemeler FETÖ’nün işlediği suçlara göre güç ve nüfuz kullanarak haksız kazanç ve avantaj sağlamak, insanları mağdur etmek, aldatmak, soru çalmak, bilgi sızdırmak, tehdit ve şantajla istediklerini yaptırmak, cinayetlere göz yummak ve TCK’da tanımlanan benzeri birçok suç için yine TCK’da belirtilen cezaları vermek üzere yargılıyor. Ancak FETÖ’nün yaptığı tüm suçlar maalesef TCK’da kayıt altına alınıp tanımlanmamış.

Şimdi siz soracaksınız yasalarda tanımlanmamış suç veya kabahat olur mu, diye. Haklısınız böyle bir soru sormakla. O zaman ben ne demek istediğimi size bir hikaye ile anlatmaya çalışayım.

Araplar atlara düşkünlüğüyle bilinir. Arap atları da meşhurdur. Özellikle çöl hayatında hızlı ve dayanıklı bir ata sahip olmak neredeyse dünyaya sahip olmak gibi bir şey. Ben diyeyim dünyanın en güzel atı, siz Arapların en güzel atı deyin, bir at varmış bir Arap beyinde. Diğer beylerin gözleri de bu at üzerindeymiş. Hepsi bu ata sahip olmak isterlermiş. Ancak ne teklif ederlerse etsinler adam atını vermezmiş. Biri en güzel kadınları teklif etmiş, diğeri bir at sürüsü. Bir başkası en değerli mücevherleri. Biri de bir çadır dolusu altın. Kim ne teklif ederse etsin bizimki oralı bile olmazmış.

Salı, 23 Ağustos 2016 08:38

FETÖ’cü olmadığını anlatana kadar…

Yazan

Meşhur fıkradır, hepiniz bilirsiniz.

Birgün bir tilki büyük bir telaşla ormandan kaçıyormuş, yavaş yavaş ormana doğru giden bir deve tilkiye sormuş:

- Hayırdır tilki kardeş, böyle acele ile nereye gidiyorsun?

- Ormanda develeri kesiyorlarmış postu için. O yüzden kaçıyorum.

- İyi de deve olan benim, sen niye kaçıyorsun?

- Ah kardeş sen onları bilmezsin. Deve olmadığımı anlatana kadar post elden gider.

Fıkra sanki bugünü tarif ediyor, değil mi. O kadar çok ki tilkinin durumunda olanlarımız.

Düşman sinsi ve hain. Adeta hayaletlerle savaşıyoruz. Her yerdeler ve hiç görünmüyorlar. Bir de yalan ve takıyye dinleri olunca kimse kimseye güvenmez oldu. Kırk yıllık arkadaşlar, yıllarca aynı odayı paylaşan meslektaşlar, aynı evde yaşayan ailenin fertleri, hemen herkes birbirlerinden şüphe etmeye başladı. Neredeyse paranoyaya dönüşecek. İnsanların geçmişler didik didik Haşhaşilik aranıyor.

Bu kadar hassas olunması yersiz değil, sekiz yıl yaverlik yapan subay komutanını esir aldıktan sonra ne denilebilir ki! Ve bu olay da tek değil maalesef, sayısız örnekleri var. Hâl böyle olunca işler çok zorlaştı. Sapla saman iyice birbirine karıştı. At izi ile it izi üst üste geldi. İşimiz hiç de kolay değil.

Cuma, 29 Temmuz 2016 00:46

Halil İnalcık’ın ardından

Yazan

Halil İnalcık’ı ilk defa 1992 veya 1993 yılında tanıdım. İsmini duyduğum bu büyük alim o zamanlar çırak olarak çalıştığım Enderun Kitabevi’ne emekli bir büyükelçinin terekesindeki kitapları Bilkent Üniversitesi Kütüphanesi için seçmek üzere gelmişti. Yanında kütüphaneci vardı ve Hoca neredeyse beş bin kitabı tek tek elden geçirdi ve büyük bir kısmını da kütüphaneye aldırmıştı. Bilkent Üniversitesi de alamayız, demedi ve aldı. O zaman daha iyi anlamıştım büyük bir hoca ve tarihçi olmanın ne demek olduğunu.

Bu arada hakkını teslim etmemiz gereken bir kişi var. Halil İnalcık’ın değerini bilen ve onu Türkiye’ye davet edip getiren İhsan Doğramacı da büyük bir teşekkürü hak ediyor. İhsan Doğramacı sadece Hoca’yı Bilkent’e kazandırmakla kalmadı, onun zengin kütüphanesini de Bilkent Üniversitesi Kütüphanesine kattı. Bugün tarih konusunda en zengin kütüphaneye sahip üç üniversite varsa bunlardan biri mutlaka Bilkent Üniversitesi’dir. Neyse biz yine Halil Hoca’ya dönelim.

Cumartesi, 23 Temmuz 2016 11:39

Bir hikaye de ben anlatayım

Yazan

FETÖ olarak bilinen ve 15 Temmuzdan sonra gerçek yüzünü millete tam olarak gösteren yapıyı anlatan bir çok yazılar yazıldı, yazılıyor. Örgütün her yönünün ele alındığı bu tür yazıların bir kısmında tarihteki benzerleri arandı. İlk benzetildiği örgüt Hasan Sabbah’ın Haşhaşileri idi. İlk kez Mustafa Öztürk'ün yaptığını zannettiğim bu benzetme hüsn-i kabul gördü ve neredeyse cemaat yerine Haşhaşi kullanılır oldu.

Benzetildiği ikinci yapı Batı'da bulundu. Erol Göka İlk Haşhaşiler başlıklı yazısında Murat Beyazyüz’in bir yazısından yola çıkarak Gülen cemaatini bu sefer Pythagoras ve Pythagorascılara benzetti ve ortak yönleri üzerinde durdu. Bu iki yazı örgütün yapısını daha iyi anlayabilmek için yapılan benzetmelerdi.

Örgütü Haşhaşilere benzeten Mustafa Öztürk bir yazısında bu sefer cemaatin önderini peygamberimiz dönemi meşhur münafıklarından Abdullah b. Übey b. Selûl’e benzetti. Cenaze namazı bile kılınmayan bu münafıka benzettiği yazısının başlığı Fethullah b. Übey b. Selül idi. Bu teşbih de çok tuttu. Mustafa Öztürk Hoca'nın konuda mahir olduğunu teslim edelim.

Pazar, 20 Mart 2016 20:01

Hz. İbrahim zalim olabilir mi?

Yazan

Böyle bir soru dünyanın önde gelen Müslüman entelektüellerinden biri olan Ziyaüddin Serdar’ın Mukaddes Belde Mekke isimli eserini okuyana kadar ne aklıma gelmişti, ne de okuduğum herhangi bir kitapta tesadüf etmiştim. Soru, Serdar’ın adı geçen kitabında Hz. İbrahim’in öyküsünü anlattığı bölümde şöyle geçiyor:

Muhafazakar İslam’ın bu İbrahim (a.s.) öyküsünde bir hususu merak ederim. Tanrı’nın sadık bir kulu olduğu kabul edilen İbrahim, Hacer ve henüz bebek olan oğlunu susuz, yaşanmayan bir yere terk edecek kadar zalim olabilir mi? (İstanbul: Etkileşim 2015, s. 52)

Neden bizim kültürümüzde bu tür sorular sorulmaz, tartışmasına girmek bir başka yazının konusu olduğu için o bahse hiç girmeden bu sözlerden yola çıkarak bir soru da ben soracağım: Dinler tarihi, peygamberlerin tutum ve davranışları, evliya menakıbları bugünün değerleri ve düşünce yapısı ile ele alınıp kritize edilebilir mi? Edilmeli midir? Edilirse ne olur?

Pazar, 06 Mart 2016 23:04

Çarşaf-ı Şerif ve Yanmaz Kefen

Yazan

6-7 Mart 2016 tarihinde Sakarya Üniversite İlahiyat Fakültesi Giyim-Kuşamda helal-haramın tartışıldığı bir sempozyum düzenledi. Türkiye’den ve İslam dünyasından birçok ilim adamı katıldı ve giyim-kuşam her bakımdan tartışıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Tekbir Giyim ile Haşema’nın kurucularını ve tesettüre bakış açılarını beğendim, hassasiyetlerinden etkilendim. Katılımcılar, hazır bu kadar hoca bir arada iken fırsatı kaçırmayıp bazı sorular sordular. Birkaçını sıralayayım.

Dine ve değerlere mugayir dizilere, medya organlarına tesettür reklamı vermek caiz midir?

Tesettür defilesi olur mu? Erkeklerin tesettür defilesini seyretmesi caiz midir?

Bir ürünü tanıtmak ile bir ürünü giymeye ikna etmek, özendirmek arasındaki ayırımı nasıl yapacağız?

Tesettür reklamında ürün tanıtılırken dinin kurallarını hatırlatmak, ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?

Tesettür piyasasında piyasa kuralları mı geçerli olacak, dinin kuralları mı?

Birkaç soru da ben ilave edeyim.

Halide Edip’in meşhur romanı geldi aklıma geçen pazar günkü Galatasaray-Trabzon maçının ardından yapılan yorumları dinleyince. Roman kahramanı Aliye’yi

azdırılan kalabalıkların farklı bir hesapla vurun kahpeye, diyerek taşlaması, vurması gibi yorumcular ve yöneticileri vurun hakeme diyerek karısı, çocukları, akrabaları ve arkadaşları olan bir adamı linç ettiler, ölmekten beter bir durumda bırakıp gittiler.

Peki Deniz Ateş Bitnel’in suçu ne? 33 yaşında ve uzun seneler hakemlik yapabilecek bir adamı bir maçın ardından bitirmekle elimize ne geçti? Bundan sonra maçları yönetecek hakem bulabilecek miyiz? Doğasında hatalı kararlar vermek olan bir meslek mensuplarını bu kadar töhmet altında bırakmak doğru mu? Koca bir camianın tüm sorumluluğunu sadece hakemlerin üzerine yıkmak ne kadar adil?

Pazar, 25 Ekim 2015 00:15

Sağlıklı beslenmekten ne anlıyorum?

Yazan

Malum, son yıllarda insanlar yedikleri yiyecekler konusunda ziyadesiyle endişe ediyorlar. Kimi gdo’su ile oynanmış yiyeceklere dikkat ediyor. Kimi obeziteye neden olan yiyeceklerin listesini alıp onlardan uzak durmaya çalışıyor. Kimileri arabalarına atlayıp yakınlarındaki köy veya bahçe ürünleri satan pazarlara çıkıyorlar, sadece daha organik yiyecekler almak için. Alacak organik yiyecek bulamayanlar çareyi bahçesinde, balkonunda saksıda biber domates yetiştirmede buluyorlar.

İnsanların böyle arayışlara girmesinin nedeni seyrettikleri televizyonlarda ve okudukları gazetelerde çıkan haberler. Bazı hastalıkların nedeni olarak gösterilen hazır gıda ve junk food denilen ve sağlıksız olduğu söylenen yemek çeşitleri ile ilgili haberlerin üstünde altında konunun uzmanları da görüşlerini söylüyorlar. Böylece herkesin aklına yiyecek konusunda acaba sağlıklı mı, zararlı mı, diye kurt düşürüyorlar. Ondan sonra da sağlıklı gıda için pazar pazar dolaşmalar, uzaklardan sipariş vermeler felan.

Cuma, 18 Eylül 2015 11:21

Ne kadar anlayışlıyız?

Yazan

Son günlerde herkes aramızdaki anlayışsız insanların varlığından ve artmasından şikayet eder oldu. Çevremiz, kaba insanlardan şikayet edenlerle dolu. Hoşgörü, sabır, empati gibi kavramlar sık hatırlanır ve hatırlatılır oldu. Hepimiz bu durumdan şikayetçiyiz. Her zamanki gibi her birimiz çok anlayışlıyız, ama karşımızdakiler kaba.

Gören olur, canı çeker diye sokakta yemek yememeyi herkes bilir de sokakta çocukların başını okşamamanın nedeni pek bilinmez. Özellikle 93 Harbiyle başlayan ve sonraki yıllarda devam eden göçler ve savaşlar sonucu binlerce çocuğun babasız kalması üzerine babalar, babası olmayan çocuklar görüp üzülmesinler diye çocuklarını sokakta, çarşıda sevmezlerdi. Böyle düşünceli ve anlayışlı bir millet iken bu kadar şikayet edilecek duruma nasıl geldik?

Başkalarını bırakalım, kendimize bakalım. Kendimize şu soruyu soralım: Sen ne kadar anlayışlısın arkadaş?

 

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç