Diğer

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

6 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 99

Dün 237

Haftalık 517

Aylık 1810

Tüm Zamanlar 261601

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç
Perşembe, 03 Ocak 2013 23:56

Çok Önemli Bir Resim

Yazan

-   Hiçbir şey anlamadım!
-   Aman bey! Çocuğun yanında çok güzel olmuş, de. Üzülür sonra yavrucak.
- İyi de, gerçekten ben hiç bir şey anlamadım!
- Yahu sen hiç çocuk psikolojisinden anlamıyorsun. Henüz altısında. Bir şeye benzemese
de resim yapmaya çalışıyor. Sen resmine değil, resim yapma gayretine aferin de,
takdir et.
-  Çocuk cin gibi. Beğenmediğim halde güzel olmuş dersem anlamaz mı? Sonra kaş yapayım
derken göz çıkarmayayım?
- Sen beni hasta edeceksin bey! Alt tarafı bir çocuğun çizdiği bir sürü resimden
biri. Memleket meselesi haline getirme lütfen.
- Nasıl olacak bilmiyorum bu dediklerin. Ama deneyeceğim.
- Hiçbir şey bilmiyorsan ve anlamadıysan kendisine sor. Hem hoşuna da gider yaptıklarını
anlatmak.
- Peki, senin dediğin gibi olsun.
 
 

Salı, 10 Mayıs 2011 21:09

Tilki ile Karga Hikayesi

Yazan

Tilki ile  Karga hikayesini bir de benden dinleyin,

La Fontaine masalları arasında yer alan Karga ile Tilki hikayesini bilmeyen duymayan yoktur. Bu hikayede tilki, kargayı kandırarak ağzındaki peyniri kapmayı başarır. Burada tilki kurnazlığı, karga da alıklığı ve saflığı temsil eder. Hikayenin sonunda ise karga ağzındaki peyniri yiyemediği ve kandırılarak kaybettiği için üzülür.

Asaf Hâlet Çelebi Mevlana ve Mevlevilik (Ankara: Hece Yayınları 2002) adlı kitabında Gölpınarlı’yı dört yerde tenkit etmektedir.

İlk eleştiri sema esnasında yapılan hareketlerin tasavvufi sembolleri üzerine Gölpınarlı’nın yaptığı yorumlaradır. Asaf Hâlet bu yorumları aşırı zorlama ve uydurma bulmaktadır. Gölpınarlı’nın Mevlevilik üzerine yazdığı kitabı hakkında da oldukça ağır ifadeler kullanmaktadır.

Cumartesi, 13 Kasım 2010 22:26

Aslolan Aşk, gerisi hikaye

Yazan

¨Aslolan Aşk, gerisi hikaye¨

- Hz. Mevlana ve felsefesini sizden dinleyebilir miyiz?

Hz. Mevlana’nın felsefesi deyince bir husus açıklamama müsaade buyurun. Felsefeden terminolojik anlamını kastediyorsak böyle bir şeyden bahsedemeyiz. Çünkü Mevlana filozof değil. Şayet sözlük anlamını kastediyorsak bir şeyler söyleyebiliriz. Sanırım siz de bunu kastettiniz

- Evet.

Kısaca ‘aşk’ şeklinde ifade edebiliriz. Ona göre kainatta her şey aşk üzerine kaimdir ve aslolan da aşktır. Aşkın her türlüsü makbuldür. Çünkü mecazı olanı hakikate götürür. Hayatın merkezine aşkı koyarsak bundan sonra yapılan her şey de aşk ile yapılmış olur. Aşk ile yaptıktan sonra kuyumcu da olsan, fırıncı da olsan, demirci de olsan artık bir şey farketmez. Hepsi zevk bakımından aynı şey olur. Zevk ile kalkan bir çekiç, bir kürek, bir kepçe, ne olursa olsun fark etmez, hepsi bir olur.

Pazar, 30 Mayıs 2010 16:29

Atalar sözü boş söylemez

Yazan
/home/gulecsml/public_html/images/stories
Hz. Ömer’in, cahiliye dönemi ile ilgili anılarını anlatırken söylediği meşhur sözünü bilmeyen yoktur: "İki şey aklıma geldikçe birine güler, diğerine ağlarım; yeni doğan kızımı gömdüğümü hatırladıkça ağlarım, önce ibadet edip sonra yediğimiz puttan helvalar aklıma geldikçe de gülerim."

Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek cahiliye dönemi Arapları arasında bir gelenekti. Kuran-ı Kerim’de, kıyamet gününde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarına hangi günahından dolayı öldürüldüğünün sorulacağı"ndan (Tekvir, 81/8-9) bahsedilir. Ebeveynin çocuklarını diri diri gömmelerinin sebebi olarak da, taptıkları putların çocuk öldürmeyi onlara güzel göstermesi (el-En'âm, 6/137) şeklinde izah edilir. İslam dini, putlar öyle istiyor diye kız çocuklarını diri diri gömmeyi büyük günahlar arasında saydı ve yasakladı.

Burada üzerinde durmak istediğim konu İslam dininin kadınlara ne kadar önem verdiği meselesi değil. Ben başka bir hususa dikkatleri çekmek istiyorum.

Cahiliye, tarihsel olarak Arap yarımadasında yaşayan Arapların İslam öncesi devrine verilen isimdir. Bununla birlikte her milletin bir cahiliye dönemi vardır. Ayrıca her insanın, hakikatin, yani insan olmanın sırrına varmadan önceki dönemine de cahiliye denir. Necip Fazıl bu durumu şu dizelerde ne de güzel ifade ediyor:

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;
   

Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum...

Cahiliye, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurulan zamandır. Yaptığımız işlerine farkına varamama hali. Üstad şanslı imiş, otuz yıl sonra da olsa farkına varmış. Ya bizler?

Madem cahiliye dönemi her insan için hala devam ediyor, o halde adetleri de devam ediyor olmalı. Eskiden sadece kız çocuklarını diri diri gömerlerdi. Şimdi ise tüm çocukları diri diri gömüyoruz. Nasıl mı?

Burada diri diri gömmek mecazi bir ifade. Ana-baba olarak çocuklarımızı hakikati öğretecek şekilde yetiştiremiyorsak, kültürümüzü, tarihimizi ve dinimizi öğretemiyorsak, bunun sebebi olarak da ‘çağın gerekleri’ şeklinde ifade bulan ‘çağdaş putların’ arzularını gösteriyor isek çocuklarımızı diri diri cehalet karanlığının içine atmış oluyoruz demektir.

Cenab-ı Mevla, bizlere, aklımıza geldikçe ağlamayacağımız çocuklar yetiştirmeyi nasip etsin. Amin.

 

 This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.


 

Cuma, 26 Mart 2010 21:55

Bu kitap kendiliğinden oluştu.

Yazan
  

İsmail Güleç’le Annemden Duyduklarım kitabı üzerine söyleşi

Röportaj: Kamil Büyüker

  

-Kutluca köyü ve annenizden duyduklarınız… Kitabınızın ortaya çıkışı nasıl oldu, öyküsü nedir?

Aslında başlangıçta bu konuda bir kitap hazırlamak gibi bir niyetim yoktu. Rahmetli annem zaman zaman çok ilginç deyim ve atasözleri söylerdi. Ben de ilginç bulduklarımı kaydederdim. Ablamdan, halalarımdan, amcalarımdan, dayımlardan duydukça da not etmeye başladım. Bu sefer annemin köyünün deyimlerini toplamaya başladım. Bir ara yörenin mahalli gazetelerinde aylık yazılar gönderirdim. Bu yazılarda atasözlerini ve deyimleri açıklamaya başladım. Böylece birikmeye başladı. Evlenip çocuk sahibi olunca da çocuklarımın da annemin sözlerini öğrenmeleri gerektiğini düşünürdüm. Annem rahmetli olduğu için böyle bir şansları yoktu çocuklarımın. Ben de hem onlara hiç görmedikleri babaannelerini sevdirmek ve tanıtmak hem de sözlü kültürü hiç olmazsa bir yönüyle aktarmak için topladığım ve bir kısmını da açıkladığım atasözü ve deyimleri kitaplaştırmaya karar verdi. Herkesin annesinin olduğu gibi annem de benim için çok özel biriydi. Ben ona doyamadım, yeteri kadar evlatlık yapamadım. Hizmetinde bulunamadım. Vefat ettiğinde üniversite son sınıf öğrencisiydim ve bir çok şeyin farkında da değildim. Bu kitapla anneme olan sevgimi ve özlemimi de muşahhaslaştırmış oldum. Benim için çok önemli bir yanı da budur. Yazarken hiç düşünmediğim ve amaçlamadığım bir faydasının daha olacağını düşünüyorum. O da şudur: Türkçe ve Türk sözlü kültürüne küçük de olsa bir katkıda bulunmak.

“İnsanlığın ortak eseri”

  

Soru: Son zamanlarda Mevlana ve Mesnevi çalışmalarında  görece bir artış gözükmektedir. Batıda da bu yönde uyanmış bir merak gözlerden kaçmıyor. Bu çalışmaların seyrini, bir Mesnevi araştırmacısı da olarak siz nasıl karşılıyorsunuz?

 

 İ. G: Her şeyden önce bu tip çalışmaları olumlu bulduğumu belirtmeliyim. Bu tip çalışmaları kabaca ikiye ayırabiliriz. Üniversitelerimizin ilgili bölümlerinde yaptırılan akademik çalışmalar ve dışarıdan araştırmacıların ve konu hakkında özel ilgisi olanların çalışmaları. Bu çalışmalar birbirini destekler mahiyette olmalı, bir birine karşıt ve eleştirel olmadığı sürece sorun yok. Çünkü ikisinin de amacı farklı. Çalışmaların artmasının nedenlerinden biri de dünyanın içinde bulunduğu durum. Mevlana’nın hoşgörü ve barış üzerine söyledikleri savaşlardan ve anarşiden sıkıntı içinde olan günümüz toplumuna ilaç gibi geliyor. Bu yönüyle de Mevlana sadece Mevlevilerin değil tüm insanlığın ortak değeri olmaya başladı. 

Soru    : İsmail Bey, kitabın içeriği ile ilgili konuşmadan önce bize bu eserin hazırlanma sürecinden biraz bahseder misiniz?

 

Cevap  : Elinizdeki bu eser, yaklaşık dört sene süren bir çalışmanın neticesinde ortaya çıktı. Hocam Prof. Dr. Yekta Saraç ile tez konusunu tespit etmeye çalışırken, bana bu eserin hacimli olduğunu, yarısını aldığım takdirde diğer yarısının kimsenin yapmayacağını, benim ise tezi verdikten sonra tekrar yapıp yapmayacağım konusunda emin olamadığını, dolayısıyla birkaç ay daha fazla çalışarak bu işin altından kalkabileceğimi söyledi. Hocamın bu teklifini çok istekli olmamakla birlikte kabul ettim ve çalışmaya başladım. Şimdi düşündüğümde, iyi ki böyle bir eseri çalışmışım diyorum kendi kendime. Hem bir eserin kütüphane raflarından kurtulmasına vesile oldum, hem de hazırlık aşamasında benim için çok verimli oldu.

"Mesnevî'nin Ruhu"nu Yayına Hazırlayan Dr. İsmail Güleç ile...

16.12.2004

 

İnsan Yayınları, İsmail Hakkı Bursevî'nin "Rûhu'l Mesnevî"sini yayınladı. İlk defa Türkçeye tercüme edilen eser, 1174 sayfalık tek cilt halinde okurlara sunuldu. Kitabı yayına hazırlayan Dr. İsmail Güleç'le "Mesnevî'nin Ruhu"nu konuştuk.

 

Dr. İsmail Güleç, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde Öğretim Görevlisi. İsmail Hakkı Bursevî'nin "Rûhu'l Mesnevî" isimli Mesnevî Şerhi'ni hazırladı. Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktarıp dipnotlandırdı. Eserin sadeleştirmesine ise devam etmekte.
Page 4 of 4

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç