Diğer

Etkinlik Takvimi

18 Şub 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri
25 Şub 2020;
09:00PM - 11:00PM
Enderun Sohbetleri

Kimler Sitede

107 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 5

Dün 105

Haftalık 110

Aylık 2091

Tüm Zamanlar 335633

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç

Öyküsü olan kitapları daha sahici bulurum. Bu kitabın da bir öyküsü var. Sayar Hoca'nın Fatih'teki evlerinin bir arka sokağının adı Bedreddin Simavi Sokağı ve bu sokaktan yıllarca sokağa ismini veren zatı düşünmeden geçmiş. Kendisine Varidat şerhini bizzat belirterek miras bırakan dedesi ve mensubu bulunduğu muhit için oldukça önemli ve değerli olan Şeyh'in nasıl biri olduğunu anlaması ise çok sonraki yıllarda olacaktır. Dedesinden sadece kitap tevarüs etmemiş, Bedreddin'e karşı muhabbeti de geçmiş. Bu kitap bu haliyle müşfik ve hoca bir dedeye karşı yerine geç de olsa getirilen bir teşekkür. Çocukluğundan kalan hatıraların onu olgun yaşlarında çıkacağı yolculukta arkadaşlık ve rehberlik yaptığını görüyoruz. Hoca'nın Şeyh Bedreddin ile arasında bir duygusal bağ olduğunu görmek ve söylemek de mümkün. Bu bağ kimi yorumlarında Hoca'yı öznel davranmaya sevk etmiş olabileceğini düşünmedim değil.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 19 Nisan 2019 15:43

Ortaçağın Gökdelenleri: Katedraller

Yazan

Birkaç günden beri dünya 'teki Notre-Dame Katedrali'ni konuşuyor. Çatısında çıkan  binanın üst kısmını ortadan kaldırdı. Çok şükür ki yangın iç kısımlara sıçramadan kontrol altına alınabildi ve artık kaç yıl süreceğini bilemediğimiz bir tamir ve tadilat sürecine girecek.

Murat Bardakçı yazınca öğrendik: Meğer 'in  hayâli "Notre-Dame'ın kulelerine sancak dikmek"miş. Otranto seferinden dolayı 'yı duyar, bilirdik ama 'i ilk defa duymuş olduk.

Fatih'in, kulelerine sancak dikmek istediği Notre-Dame Katedrali hakkındaki bilgileri kısa bir sorgulama ile internetten öğrenebilirsiniz. Merak edip de birçok örneğini gezdiğim katedraller hakkındaki izlenimlerimi anladığım ve gördüğüm kadarı ile anlatayım:

Devamını okumak için tıklayınız.

Pazartesi, 15 Nisan 2019 18:36

Hem zengin hem dindar olmak mümkün müdür?

Yazan

Özellikle sosyal medyada, dindar olduğu bilinen veya düşünülen kimselerin zenginliklerini gösteren bir fotoğraf yayınlayıp eleştirmek moda oldu. Ellerine fırsat geçse benzerlerini yapacak olanların çoğu kere kıskandıkları veya ideolojik saplantılarından dolayı Müslümanları eleştirmek ve düşmanlılarını kusmak için fırsat kollayanların yaptıkları bu eleştiriler kısa sürede yayılıyor ve tüm Müslümanları töhmet altına alacak bir şekle bürünüyor.

Bu cümleler ile dindar zenginlerin şımarıkça hareketlerini tasvip ettiğimin anlaşılmasını istemem. Bunu kastetmediğimi hemen anlamış olmalısınız. Aslında bu dindar olup olmamaktan daha çok görgüsüzlük ve sonradan görme ile ilgili bir durum. Böyle olmakla birlikte bu tür insanların dindarlıklarıyla görünür olma çabalarını kınadığımı da ifade etmesem eksik olur söyleyeceklerim.

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 05 Nisan 2019 10:38

Kifayetsiz muhteris

Yazan

Zaman zaman ortalıkta bir 'kifayetsiz muhteris' lafı dolaşıp durur. Ne anlama geldiğini anladığım kadarı ile açıklamaya çalışayım. Kifâyetin, sözlüklerdeki anlamı şu; yeter miktarda olma, yetişme, elverme, kâfi olma ve bir işi yapma husûsunda başkasına ihtiyaç göstermeyecek güçte olma, yeterlik, iktidar. Muhteris ise şu anlamda: Çok istekli, çok arzulu, coşkulu, ateşli kimse ve doymak bilmeyen, kanâat etmeyen, hırslı (kimse), haris. Bu durumda kifayetsiz muhterisi, bir işi yapabilmek için gereken bilgi, beceri ve tecrübeden mahrum olduğu halde yetersizliğine bakmadan o işi yapma konusunda aşırı istekli olan ve bu uğurda her şeyi yapabilen kişi olarak tanımlayabiliriz. Devamı için tıklayınız.

Salı, 26 Mart 2019 07:36

Erdem vergisi

Yazan

"Akıllı olmak yetmez, erdemli olmak da lâzım" başlıklı yazımın ardından okurlardan gelen birkaç e-posta, erdemden ne anladığımı, erdemli insan ile neyi kastettiğimi açıklamam gerektiğini düşünmeye sevk etti beni. Açıklamadan önce kısa bir açıklama daha yapayım; başlık, bir arkadaşımla "erdemli şehrin insanları" üzerine konuşurken zikrettiği "erdem vergisi" deyişinden ilhamla orada duruyor. Kavram hoşuma gitti. Yazacaklarımı bu kadar az sözle bu kadar öz ve güzel ifade edecek başka bir tamlama bulamazdım. Baş tacı yapıp kendisinin de izniyle başlık olarak kullanıyorum.

Devamını okumak için tıklayınız.

Malum, seçimlere az bir süre kaldı ve adaylar şehirlerle ilgili düşüncelerini kamuoyu ile paylaşıyorlar. Genellikle sorunlar üzerinden giden tartışmalarda şehre rengini veren ruhu pek konuşmuyoruz. Oysa günümüzde şehircilik anlayışı hızla değişiyor. Yeni şehirlerde daha önce görmediğimiz ve bilmediğimiz meslekler ve sektörler ortaya çıkmaya başladı, bildiklerimizin bir kısmı da usüllerini değiştirir oldular.

Dünyada akıllı şehirler gündemde ve harıl harıl üzerinde çalışılıyor. İdeal şehirlerin nasıl olması gerektiğini yazan Eflatun'un, Devlet'i, Thomas Moore'un Ütopya'sı, Compenalla'nın, Güneş Ülkesi ve Farabi'nin Medinetü'l-Fazıla'sı devrini tamamladı mı acaba? Bu kitaplara ihtiyacımız kalmadı mı? Bu sorunun cevabını yazının sonuna saklayalım ve geleceğin şehirlerine devam edelim.

Devamını okumak için tıklayınız.

Salı, 19 Mart 2019 10:34

Hikaye okumayan başkan istemiyoruz

Yazan

Malum mahalli yöneticilerimizi belirleyeceğimiz seçimlere kısa bir süre kaldı. Adaylar hummalı bir çalışma içinde, seçilmek için gayret ediyorlar. Peki hiç beş yıl boyunca yaşadığımız kasabayı yönetecek belediye başkanının nasıl olması gerektiğini düşündünüz mü?

Eskiler düşünmüşler ve düşündüklerini de kitaplaştırmışlar.  türü böyle bir ihtiyaçtan doğmuş. Bir ülkeyi, bir şehri, bir beldeyi yönetmeye talip olanları uyaran kitaplar yazmışlar ve adına da siyasetname demişler. 

Devamını okumak için tıklayınız.

Cuma, 08 Mart 2019 18:05

Camide sunu cihazı olur mu?

Yazan

Zaman zaman farklı ülkelere seyahat ediyoruz. Fırsat buldukça da tarihi yerleri geziyoruz. En çok merak ettiğim yerler ise ibadethaneler oluyor.

İbadethaneler her din ve kültürde çok önemli. Özellikle yöneticiler tarafından yaptırılanlar daha görkemli oluyor ve şehrin veya kasabanın büyüklüğü ölçüsüne göre değişmekle birlikte bulunduğu mahallin en gösterişli birkaç mimari eserinden biri oluyor.

Eğer gittiğim ülke Müslüman ise farklı mimaride inşa edilmiş camileri ziyaret etmeye, mümkünse Cuma namazını, değilse cemaatle namaz kılmaya çalışırım. Sabah, akşam veya yatsı namazı olmasına da ayrıca dikkat ederim. Tilavetlerini merak ettiğim için imam ile müezzininin Kuran okuyuşlarını başka bir dikkatle dinlerim. Cemaatin camiye girişi, oturuşu, davranışları hep ilgimi çeker. Caminin içindeki süslemelere bakmaktan kendimi alamam. Gözlerim adeta bir radar gibi etrafı tarar ve daha öncekilerde görmediğim bir detay arar. Bulduğumda da onun ne olduğunu ve neden yapıldığını anlamaya çalışırım.

Yazını devamı için tıklayınız.

Pazartesi, 25 Şubat 2019 11:49

Cemal’imin ardından

Yazan

Şubatın İstanbul’u iliklerine kadar üşüttüğü bir günde dünyalar iyisi bir kardeşimi, dostumu toprağa teslim ettik ve İbnülemin Mahmud Kemal’in deyişiyle semere-i hayâtın hayırla yâd edilmesini müşahede ettik.

Cemal ile arkadaşlığımız asistanlık yıllarına kadar uzanıyor. 24 yıl olmuş tanışalı. Dile kolay geliyor ama çeyrek asırdan bahsediyorum. Cemal’le aynı sene yüksek lisansa başladık. Askerliği tecil ettirmek için Ankara’ya gitmek kaydımı dondurup askere gitmekten daha zor gelince derslere haliyle bir sene sonra başladım. Cemal benden bir yıl önce bitirdi tezini ve doktoraya da bir yıl önce başladı. Benden bir yıl önce de asistan oldu ve doktorasını da bir yıl önce bitirdi.

2005’te İstanbul Üniversitesi’nden ayrıldıktan sonra eskisi kadar görüşemesek de zaman zaman muhtelif vesilelerle karşılaşırdık. Ortak tanıdıklardan birbirimize selam gönderir, haberdar olurduk. İdari vazifeler ve lüzumsuz işlerin yoğunluğundan dolayı son yıllarda birkaç telefon dışında pek görüşemedik. Muhibbi’nin;

Perşembe, 21 Şubat 2019 14:11

Kılıç yetmez, kalem de olmalı

Yazan

Cem Sultan ile II. Bayezid arasındaki söz düellosu

Bir yönetmen veya roman yazarı bana Osmanlı hanedanından kimin hayatını film yapayım veya yazayım diye sorsa hiç düşünmeden Cem Sultan ve Şehzade Mustafa derdim. Şehzade Mustafa bir sonraki yazının konusu olsun, Cem Sultan’ı neden söylediğimi açıklamaya çalışayım.

Cem Sultan öyle birkaç satırla anlatılacak sıradan bir şehzade değil. Şehzade olarak bilinse de aslında o bir sultan. Diğer şehzadelere pek verilmeyen sultan lakabının onda ne güzel durduğunu görmüyor muyuz? Ha isminin önünde ha ardında ne fark eder!

Kendisi de çok iyi bir eğitim alan Fatih Sultan Mehmed oğullarının da çok iyi bir eğitim alması için bir babanın yapabileceği her şeyi yaptı. Cem Sultan henüz küçük bir çocukken Edirne Sarayı’nda Arapça ve Farsça’yı öğrendi, şiirle tanıştı. Öyle ki Kastamonu sancak beyliğine tayin edildiği sırada, daha on yaşında iken gazel yazdığı rivayet edilir. Çünkü şehzadeler bir yandan silahşörlük ve binicilik talimleri alırken öte yandan devrinin en büyük alimlerinden ve şairlerinden ilim ve kültür tahsil ederlerdi. O yüzden Konya’ya gittiğinde çevresine Sa‘dî-i Cem, Haydar, Sehâyî, La‘lî, Kandî ve Şâhidî gibi şairleri topladı. Cem Sultan bu şairlerden bir kısmı ile sadece yediklerini içtiklerini değil, kaderini de paylaştı. O yüzden onlara “Cem şairleri” dendi. Böyle bir dostluğun ikinci örneği var mı bilmiyorum.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2019 İsmail Güleç