Diğer

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

100 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 16

Dün 115

Haftalık 242

Aylık 2756

Tüm Zamanlar 273114

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç
Pazar, 06 Mart 2016 23:04

Çarşaf-ı Şerif ve Yanmaz Kefen

Yazan

6-7 Mart 2016 tarihinde Sakarya Üniversite İlahiyat Fakültesi Giyim-Kuşamda helal-haramın tartışıldığı bir sempozyum düzenledi. Türkiye’den ve İslam dünyasından birçok ilim adamı katıldı ve giyim-kuşam her bakımdan tartışıldı.

Sempozyumun ilk oturumunda konuşan Tekbir Giyim ile Haşema’nın kurucularını ve tesettüre bakış açılarını beğendim, hassasiyetlerinden etkilendim. Katılımcılar, hazır bu kadar hoca bir arada iken fırsatı kaçırmayıp bazı sorular sordular. Birkaçını sıralayayım.

Dine ve değerlere mugayir dizilere, medya organlarına tesettür reklamı vermek caiz midir?

Tesettür defilesi olur mu? Erkeklerin tesettür defilesini seyretmesi caiz midir?

Bir ürünü tanıtmak ile bir ürünü giymeye ikna etmek, özendirmek arasındaki ayırımı nasıl yapacağız?

Tesettür reklamında ürün tanıtılırken dinin kurallarını hatırlatmak, ayet ve hadisleri kullanmak ne kadar doğru?

Tesettür piyasasında piyasa kuralları mı geçerli olacak, dinin kuralları mı?

Birkaç soru da ben ilave edeyim.

Halide Edip’in meşhur romanı geldi aklıma geçen pazar günkü Galatasaray-Trabzon maçının ardından yapılan yorumları dinleyince. Roman kahramanı Aliye’yi

azdırılan kalabalıkların farklı bir hesapla vurun kahpeye, diyerek taşlaması, vurması gibi yorumcular ve yöneticileri vurun hakeme diyerek karısı, çocukları, akrabaları ve arkadaşları olan bir adamı linç ettiler, ölmekten beter bir durumda bırakıp gittiler.

Peki Deniz Ateş Bitnel’in suçu ne? 33 yaşında ve uzun seneler hakemlik yapabilecek bir adamı bir maçın ardından bitirmekle elimize ne geçti? Bundan sonra maçları yönetecek hakem bulabilecek miyiz? Doğasında hatalı kararlar vermek olan bir meslek mensuplarını bu kadar töhmet altında bırakmak doğru mu? Koca bir camianın tüm sorumluluğunu sadece hakemlerin üzerine yıkmak ne kadar adil?

Pazar, 25 Ekim 2015 00:15

Sağlıklı beslenmekten ne anlıyorum?

Yazan

Malum, son yıllarda insanlar yedikleri yiyecekler konusunda ziyadesiyle endişe ediyorlar. Kimi gdo’su ile oynanmış yiyeceklere dikkat ediyor. Kimi obeziteye neden olan yiyeceklerin listesini alıp onlardan uzak durmaya çalışıyor. Kimileri arabalarına atlayıp yakınlarındaki köy veya bahçe ürünleri satan pazarlara çıkıyorlar, sadece daha organik yiyecekler almak için. Alacak organik yiyecek bulamayanlar çareyi bahçesinde, balkonunda saksıda biber domates yetiştirmede buluyorlar.

İnsanların böyle arayışlara girmesinin nedeni seyrettikleri televizyonlarda ve okudukları gazetelerde çıkan haberler. Bazı hastalıkların nedeni olarak gösterilen hazır gıda ve junk food denilen ve sağlıksız olduğu söylenen yemek çeşitleri ile ilgili haberlerin üstünde altında konunun uzmanları da görüşlerini söylüyorlar. Böylece herkesin aklına yiyecek konusunda acaba sağlıklı mı, zararlı mı, diye kurt düşürüyorlar. Ondan sonra da sağlıklı gıda için pazar pazar dolaşmalar, uzaklardan sipariş vermeler felan.

Cuma, 18 Eylül 2015 11:21

Ne kadar anlayışlıyız?

Yazan

Son günlerde herkes aramızdaki anlayışsız insanların varlığından ve artmasından şikayet eder oldu. Çevremiz, kaba insanlardan şikayet edenlerle dolu. Hoşgörü, sabır, empati gibi kavramlar sık hatırlanır ve hatırlatılır oldu. Hepimiz bu durumdan şikayetçiyiz. Her zamanki gibi her birimiz çok anlayışlıyız, ama karşımızdakiler kaba.

Gören olur, canı çeker diye sokakta yemek yememeyi herkes bilir de sokakta çocukların başını okşamamanın nedeni pek bilinmez. Özellikle 93 Harbiyle başlayan ve sonraki yıllarda devam eden göçler ve savaşlar sonucu binlerce çocuğun babasız kalması üzerine babalar, babası olmayan çocuklar görüp üzülmesinler diye çocuklarını sokakta, çarşıda sevmezlerdi. Böyle düşünceli ve anlayışlı bir millet iken bu kadar şikayet edilecek duruma nasıl geldik?

Başkalarını bırakalım, kendimize bakalım. Kendimize şu soruyu soralım: Sen ne kadar anlayışlısın arkadaş?

 

Cumartesi, 01 Ağustos 2015 13:56

Neden bu kadar benciliz?

Yazan

Son günlerde gazetelerde okuduğum televizyonlarda dinlediğim haberler, beni ciddi ciddi düşündürüyor. Hep böyle mi idik, yoksa son yıllarda mı böyle olduk, bilmiyorum. Ne demek istediğimi daha açık anlatmak için şahit olduğum bir olayı müsaadenizle paylaşayım.

Bir yolculuk sonrası uçakla Türkiye’ye dönüyoruz. Havaalanına yaklaştık. Pilot kulenin uçak trafiğinin izin vermediği için iniş yapamadığını, izin alır almaz ineceğini anons etti. Yarım saat kadar havada kaldık. Zaman geçtikçe yolcular önce mırıldanmaya, sonra söylenmeye, daha sonra da bağırmaya başladılar. Neymiş, neden havada bu kadar uzun süre bekliyormuşuz, kaptan açıklama yapmalıymış felan filan. Adamın hosteslere bağırması bitince destekleyen alkışlar, bravolar vs. Derken çok geçmeden kule izin vermiş olmalı ki uçak indi. Pilot mutad konuşmasını yaptı ve yeniden pilotu protesto eden alkışlar. Gerçekten pilot bunları hakketti mi?

Cumartesi, 11 Temmuz 2015 13:33

Bayram O Bayram Ola

Yazan

Bayram oldu dosta geldik îd-i ekberdir bugün
Bayram oldu dostu gördük r
ûz-i enverdir bugün
Bayram oldu dostla olduk Kenz-i gevherdir bugün
Lütf-ı Hak’la gönle girdik bayram oldu çok şükür”

Lütfi Filiz Efendi yaşadığı bir bayramı böyle tarif eder. Bayram dostlara gidilen gündür, dostun görüldüğü gündür, dostla vakit geçirildiği gündür, dostun gönlüne girildiği gündür. Böyle bir bayram günü de en büyük bayramdır, aydınlık, güneşli bir gündür ve inci mücevherle dolu hazineye sahip olmaktır.

Cuma, 12 Haziran 2015 00:49

Seçimler bitti, ne olacak şimdi?

Yazan

7 Haziran Pazar günü seçim yapıldı ve sonuçları o günden beri tartışılıyor. İlk akşamki kasvetli hava bir kaç gün içinde dağılır gibi oldu. O akşam Ak Parti ile koalisyon yapma ihtimali hiç bir partinin gündeminde değilken hafta sonuna doğru şartlı, kırmızı çizgili açıklamalarla biraz da ürkek bir ses tonuyla Ak Parti ile koalisyon yapabileceklerini söylemeye başladı muhalefet sözcüleri. Hafta sonuna gelindiğinde koalisyon ihtimalleri netleşmeye başladı.

Seçimlerin ertesi günü bir çok mecliste sorulan soru zannımca şu idi: Seçimler bitti, ne olacak şimdi?

Ak Parti’ye oy verenler üzüntü ile, muhalefete oy verenler ise ne yapacağını ve neler olacağını tam olarak kestirememenin verdiği şaşkınlıkla karışık bir sevinçle bu soruyu sordular. Ben de bu sorunun muhatabı oldum. Düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Pazartesi, 11 Mayıs 2015 08:57

Mevlevihane nerede, bilen yok!

Yazan

9-10 Mayıs 2015 tarihlerinde Uluslararası Melamilik ve Seyyid Nûru’l-Arabî Sempozyumu’na katılmak ve Abdürrahim Fedai Efendi’nin ¨Hafız Divanının ilk beytine yaptığı şerhin diğer şerhlerden farkı¨ başlıklı bildirimi sunmak üzere Antalya’ya geldim ve ikinci gün öğleden sonra Kaleiçi’ni gezme fırsatı buldum.

Herşeyden önce Kaleiçi’ni beğendiğimi, zannetiğimden daha iyi durumda bulduğumu ifade etmeyelim. Gitmeden önce gezilecek yerler konusunda yaptığım kısa bir araştırma ve soruşturmadan sonra bir liste hazırladım ve listenin başında yer alan Saat Kulesi ile turumuza başladım.

Cumartesi, 02 Mayıs 2015 13:11

Taksim Kâbe’ye Benzetilir mi?

Yazan

Taksim Kâbe’ye Benzetilir mi?

Birkaç gün önce gazetelerde bir siyasi liderin 1 Mayıs kutlamaları için verdiği demeçte yaptığı bir benzetme siyasiler arasında tartışma konusu olmuştu. Tartışmaya konu olan sözler şöyle:

Müslümanlar Kabe'ye giderler hacı olmak için, Museviler Kudüs'e giderler. Dini inançların merkezleri mabetleri vardır. Onun dışında hiçbir yerde onu yapamazsanız. Dini bir inanç açısından söylemiyorum ama işçi açısından da Taksim olmazsa olmaz bir yerdir. Burada anma yapılamazsa o yıl Türkiye'de 1 Mayıs kutlanmamış sayılır. 1 Mayıs şehitleri anılmamış sayılır.

Bir haber sitesinden alıntıladığım bu sözler üzerine tartışma başladı, anlaşılan bir müddet daha devam edecek.

Pazar, 22 Mart 2015 14:10

Müsait kelimesi üzerine

Yazan

Müsait kelimesi üzerine

Haftada değil, günde bir kaç kez gündemin değişebildiği canım memleketim Türkiye’min geçen hafta tartışılan konularından biri, bir gazetede çıkan TDK’nın Büyük Sözlük’ünde ‘müsait’ kelimesinin açıklamasında kadınların aşağılandığına dair haber idi. Konu sosyal medyaya düştü ve tartışma hızla büyüdü, hatta meclis kürsüsünde milletvekilleri tarafından da dile getirildi.

Tartışmanın nedeni olan müsait kelimesinin TDK Büyük Sözlük’ünde yer alan ikinci anlamı şöyle:

Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın).

Burada tartışılan konu parantez içinde yer alan kadın kelimesi üzerinde odaklaştı. Neden erkek değil de kadın? Erkekler kolayca flört etmeye hazır değil mi? Sadece kadınlar mı flört ederler? Bu ve buna benzer sorular özellikle feminist dernek temsilcileri tarafından yüksek sesle söylendi ve cinsiyetçi bir ifade tarzı olarak algılanan bu ifadenin sözlükten kaldırılması istendi.

TDK bu ithamlar üzerine bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Yapılan açıklamada sözlükte yer alan tüm maddelerin yeniden okunmasına ve düzenlenmesine karar verildiği, sözlükçülerin görevinin kelimelerin anlamlarını günlük hayattan aldıklarını söyledikten sonra kelimenin Türkçede kullanımının tarihçesi verildi. İlk olarak Ömer Seyfettin’in Nakarat isimli bir makalesinde kullanıldığının tespit edildiği ifade edildikten sonra kelimenin 32 yıldan beri sözlüklerde mevcut olduğu belirtildi.  Daha sonra müsait kelimesinin aynı anlamda yer aldığı sözlükler sıralandı.

........Kitaplarım........

 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç