Diğer

Etkinlik Takvimi

Etkinlik yok

Kimler Sitede

336 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 112

Dün 117

Haftalık 457

Aylık 2881

Tüm Zamanlar 303397

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç
Pazartesi, 11 Şubat 2019 11:22

Nargile nasıl bir şeydir?

Yazan

Nargileyi sevenler ve hoşlananlar olduğu gibi, onun sağlığa zararlı olduğunu söyleyenler de var. Bir de işin dini boyutu var, o konu bizi aştığı için ehline bırakalım.

Çocukluğumda nargilenin bu kadar çok içildiğini ve yaygın olduğunu hatırlamıyorum. İstanbul’da Beyazıt, Tophane ve Fatih’te birkaç yerde nargile içilen kahveler vardı. Müdavimleri ve müptelaları oralara giderdi. Son yıllarda Türklerin geliştirdiği ve dünyaya armağan ettiği kafe ile kahve arası mekanların vazgeçilmez unsurlarından biri nargile oldu. Artık çoluk-çocuk, kız-kadın herkes içiyor.

Peki bu kadar yaygınlaşan ve içilen, çekilen mi deseydim yoksa, nargile nasıl bir şey? Bu sorunun birçok cevabı vardır şüphesiz ama ben size Aziz Şenol Kenzî’nin verdiği cevabı nakledeceğim. Ama önce Aziz Şenol Kenzî’yi tanıtan birkaç cümle kurmam lazım sanırım.

Cuma, 08 Şubat 2019 09:29

Mikroagresyon yahut kasıtsız hakaret

Yazan

Başlıkta geçen kavram hemen anlaşılmayabilir. Müsaadenizle açıklamaya çalışayım.

Ülkemiz için yeni bir kavram olan ve henüz gündemi meşgul etmeyen mikroagresyonun ki ben onu kasıtsız hakaret olarak isimlendiriyorum, tanımı şöyle: Toplumun genelinden farklı bir grubun bireylerini genelde kasıtsız, farkında bile olmadan, önyargılı bir şekilde incitecek söz ya da davranışlar.

Bu kavramı ilk defa Harvard Medical School'a kabul edilen ilk Afro-Amerikan psikiyatrist olan Dr.  kullanıyor. Pierce beyazların siyahlara karşı tutum ve söylemlerindeki kasıtsız hakaretleri inceler. Ardından gelen araştırmacılar da tüm farklı gruplar üzerinde incelemeye başlar.

Devamı için tıklayınız

Pazar, 27 Ocak 2019 14:08

Kahve hazretleri beyanındadır

Yazan

Ol nedir kim bir güzel esmer civân    
Râhat-ı ruhu hayât-efzâ-yı cân         
Anın içip meyledip erbab-ı dil 
Iyş u nûş eyler anınla her zamân

Şimdiki İstanbulluların pek bilmedikleri bir bilmecedir bu dörtlük. Cevabı ise esmer, cana can katan, gönül ehlinin meylettiği ve her zaman içtiği kahvedir. Aslı şairin dediği gibi;

Nefesinden senin ey kahve meşamm-ı câna
Bûy-ı Rahman erişir belki Yemen’den gelen

Yemen’den gelir. Bazı şeyhler Yemen dağlarını kendilerine yurt edinip dervişleriyle beraber bir tür “kalp” ve “bun” dedikleri taneleri döğüp yerlermiş. Bazısı da kavurup suyunu içermiş. Dervişlerin meşrebine ve mesleğine uygun olan bu kuru ve soğuk gıda dervişler vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmış ve;

Tütün kahve iki dane birâder
Cih
ânı müşterek zabt eylemişler

Cuma, 25 Ocak 2019 10:39

Bu kedi sadece bir kedi değildir!

Yazan

Şimdi siz soracaksınız, durduk yerde bu kedi sevgisi ve övgüsü de nereden çıktı? Hemen söyleyeyim. Dostum ve arkadaşım Abdülkadir Emeksiz’in Edebiyat Fakültesi ile Patrona Halil Hamamı arasındaki yola çıkan merdivenlerin başında durmuş, pozunu vermiş bir kedinin fotoğrafını çekip göndermesi ile başladı yazının hikayesi.

Fotoğrafı görünce bir müddet bakmaktan kendimi alamadım. Neler gelmedi ki aklıma. Fotoğraftaki kedi bir sokak kedisi ama Orhan Veli’nin tarif ettiği cinsten bir sokak kedisi değil. Ne yiyeceği aslanın ağzındaymış gibi duruyor ne de rüyalarında kemik görüyormuş gibi bir hali var.

Belli ki karnı da tok, keyfi de yerinde. Ondaki keyif değme ciğerci kedisinde yoktur bence. Sokaklarda yaşıyor, kimi kimsesi yok ama gördüğümüz fotoğrafta sanki dünyalar onunmuş gibi durmuyor mu? Belli ki kimseye ne mihnet borcu var ne de müdana edecek bir hali. Şairin;

Ağniyâya arz-ı hacet etme müstağni bulun
İhtiyâcın söylemektir şahsı ednâ gösteren  

Cumartesi, 22 Aralık 2018 09:20

Üniversite öğrencisi olsam ne yapardım?

Yazan

Bir zamanlar ben de öğrenciydim kolayca tahmin edeceğiniz gibi. Zaman zaman o günlerimi hatırladıkça bazen gülüyorum, bazen de garip bir özlemle hüzünleniyorum. Şu anki aklımla o yıllarda olsaydım neler yapardım diye sordum kendi kendime. Kendime verdiğim cevabı paylaşayım.

Bir insan, bir aydın ve bir meslek sahibi olarak üçe ayırırdım yapacaklarımı ve bu üç konuyu da ihmal etmezdim.

İnsan olarak;

Her şeyden önce güzel sanatların bir dalıyla ilgilenirdim. Müziğe kabiliyetim olmadığı için plastik sanatlar olabilirdi. O konuda da pek kabiliyetli olmadığım için fotoğrafçılıkla ilgilenirdim büyük ihtimalle. Cep telefonuyla çekilen fotoğrafları kastetmiyorum tabi. Onun için bile bakış, duruş, zaman, ışık bilgisine ihtiyaç var. Kısaca kimse olmadan vakit geçirebileceğim bir hobim olmasını isterdim.

Cumartesi, 17 Kasım 2018 21:33

Yetki Hırsızlığı

Yazan

Geçenlerde gazetelerde Cumhurbaşkanımızın üzerinde çokça konuşulan şöyle bir ifadesi yer aldı.

Nerede işinin altından kalkamayan biri varsa hemen şu tarz ifadelerle işin içinden sıyrılmaya çalışıyor: Beyefendi böyle istiyor. Veya Külliye böyle istiyor. Benim ağzımdan böyle bir söz var mı? Daha önce medyada benim adıma ahkam kesenlerle ilgili rahatsızlığımı belirtmiştim. Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem, kimseyi aracı kılmam, bunu bizzat kendim yaparım."

Cumhurbaşkanın bile istismar edildiği bir ülkede üst düzey yöneticilerin bu tür istismarlara uğramaması düşünülebilir mi? Ben bu tür istismarların bir çeşidinden bahsedeceğim: Yetki hırsızlığı.

Perşembe, 20 Eylül 2018 14:13

Telefon Tutulması

Yazan

Telefon Tutulması

Başlığı görünce "Bu da ne demek?" der gibi baktığınızı hissediyorum. Biraz kızgın biraz da şaşkın bir halde “Telefon ay mı ki tutulsun?” veya “Telefon tutulmaz da ne yapılır ki?” dediğinizi işitir gibi oluyorum. Ama ben tutulma derken onları kastetmiyorum ki. Neyi mi kastediyorum? İzin verirseniz açıklamaya çalışayım.. Siz de sabrınız, zamanınız  ve fakirinize tahammül gücünüz varsa okursunuz.

Bir gezi kitabında yazarın yol tutulmasından bahsettiğini okumuştum seneler evvel. Kitabın adını unuttum ama bu kavramı unutmadım. Ne kadar hoşuma gittiyse artık.

Yazar yolculuğa çıkanların yakalandığı hastalıklardan bahsederken kullanır bu deyimi. Yolda bir şeylerin tutması üzerine istifrağ etmekten değil, burada tutulmaktan kastedilen. Mesela araba kullanıyorsunuz, susadınız veya acıktınız. En yakın yerde durmak gerekir değil mi? Hayır, işte “Şurayı da geçeyim dururum.”, “Buraya varayım yerim.”, “Oraya gidince içerim.”… derken susuz ve aç bir şekilde saatlerce gitmeye yolun yolcuyu tutması anlamında yol tutulması deniliyormuş. Bunu çok yaparım ve hanım da durumdan hep şikâyet ederdi. Yol tutulması tabirini okuyuncaya kadar düştüğüm durumun farkında bile değildim.  Öğrendikten sonra yaptığımın farkına vardım ve şimdi artık ihtiyacımız olduğunda en yakın yerde duruyorum. Yolun beni tutmasına izin vermiyorum.

Pazar, 16 Eylül 2018 13:43

Kızana, Sarıkız ve Nemfler

Yazan

Eskicuma’da (Tırgovişte-Bulgaristan) cam fabrikasına giden yol üzerinde ve Eskicuma’ya hâkim bir noktada, Momino köyünün girişinde yol üzerinde birtakım yapılardan oluşan güzel bir tekkede Kızana adında bir erenin türbesi vardır.

Kızana, Demir Baba Velâyetnâmesi’ne göre ise 16. asırda yaşamış Demir Baba ve Akyazılı Sultan ile sıkça görüşen bir kadın derviş. Nişanlı bir kız iken evlenmekten vazgeçmiş ve nişanlısını da bir akrabasıyla evlendirip kendisini halka ve Hakk’a hizmet etmeye adamış Kızana öldükten sonra da mezarı türbe olmuş.

Peki Kızana’yı halk arasında böyle önemli ve değerli kılan ne?

Doğumu ile ilgili başlar onun hakkındaki menkıbeler. Kızana’nın anababasının çocuğu olmazmış. Bir gün annesi rüyasında Kızana’ya hamile kalacağın görmüş ve Kızana dünyaya gelmiş. Adını da Zühre koymuşlar. Zühre’nin aynı zamanda bir yıldız adı olduğuna dikkatinizi çekerim.

Birçoğunuz gibi ben de güne birkaç gazeteye de hızlıca göz atarak ve beğendiğim birkaç köşe yazarını okuyarak başlarım. Mutadım olduğu üzere bu sabah da gazeteleri karıştırırken gözüme bir haber ilişti. Haber, Muharrem İnce’nin Sezai Karakoç’un uzunca bir şiirinden okuduğu bir mısra üzerine yaptığı açıklama ile ilgili:

"Böyle bir din yok arkadaşlar. Göster bakayım kararı, nasıl bir karar bu? Yani Allah'tan karar varmış, öyle söylüyor. Yalana bak. Göklerden gelen bir karar varmış; mail mi geldi, Facebook'tan mı, Twitter'dan mı, nereden geldi?"

Siyasi tartışmaların bir parçası olmak istemediğimi bu sayfayı takip edenler gayet iyi bilir. Ancak söz konusu şiir ve onunla ilgili birtakım görüşler olunca dayanamadım ve bir şeyler karaladım. Çünkü şiir siyaset ve politika için harcanmayacak kadar değerli bir şeydir. 

Muharrem İnce’nin sadece Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek için üzerinde yeterince düşünmeden ve anlamadan  tenkit ettiğini düşündüğüm dizeler Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine başlıklı uzun şiirinin dördüncü bendinde veya bölümünde. Son birkaç yıldan beri Recep Tayyip Erdoğan'ın mitinglerde ve bazı konuşmalarında okuması üzerine meşhur oldu. Özellikle  “Göklerden gelen bir karar vardır” dizesi çok söylenir oldu ve günlük hayatta da bir atasözü gibi yeri geldikçe dile getirilmeye başlandı. Dize zaman içinde şiiri ve şairi aştı, bambaşka anlamlara büründü. İnsanlar dara düştüklerinde Allah’tan başka sığınacağı bir yer kalmadığında tevekkül ve sabır ifadesi olarak bu cümleyi kullanılır oldu.

Şiirin tartışmaya konu olan dizenin yer aldığı bölümü hatırlatmak isterim:

Cuma, 25 Mayıs 2018 18:42

Okunmayan sadece sala mı?

Yazan

Son yıllarda eski gelenekleri ihya etmeye başladık. Bunlar arasında çocuklara ve toplumlara yönelik olanların yanı sıra dini hayata dair olanlar da var. Gerçi televizyon ve internet alışkanlıklarımızı biraz değiştirdi. Mukabeleleri sahurdan sonra camie gidip namazı beklerken yapanlarımız azaldı, evde televizyonlardan takip edenlerimiz çoğaldı.

Bazı geleneklerimizi ise evde yapmamızın imkânı yok. İyi ki de yok, onları da evlerimizde yapardık, emin olun. Ramazan’da Enderun usulü teravih kılmak mesela. Birkaç seneden beri duyduğumuz ve gördüğümüz bu usul genel kabul gördü ve yaygınlaştı.

Ramazan geleneklerinden biri de sahurda sala vermek idi. Benim çocukluğumdan aklımda kalan Cuma ve bayram salaları da var. Daha önceleri Perşembe akşamları yatsı namazlarından önce de sala okunurdu. Bir de bazı mübarek gün ve gecelerinin akşamı.

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç