Diğer

Etkinlik Takvimi

30 Nis 2018;
05:00PM - 06:30PM
Kuran ve Şiir
21 Nis 2018;
02:00PM - 04:00PM
Mesnevi'den Çocuklar İçin Hikayeler

Kimler Sitede

54 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 43

Dün 47

Haftalık 90

Aylık 1756

Tüm Zamanlar 259517

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Diğer - İsmail Güleç

11 Nisan 2018 Çarşamba günü İstanbul Medeniyet Üniversitesi güzel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Birkaç üniversitenin müştereken yaptığı “Sîreti Sûrette Görmek” üst başlıklı çalıştayda modern şiirimizde Hz. Peygamber için yazılan şiirler ve şairler değerlendirildi. Birbirinden değerli araştırmacı ve şairlerin katılımıyla gerçekleşen çalıştayın son oturumunda bir tartışma yaşandı. Özlem Fedai’nin Victor Hugo’nun Hz. Muhammed şiirinin naat sayılıp sayılmayacağını sorması üzerine başlayan tartışmada taraflar ikiye ayrıldı. Ben de akşam eve dönünce oturup şiiri yeniden okudum ve bir neticeye ulaşmaya çalıştım.

Fransızların kendisiyle övündüğü Victor Hugo’nun (1802-1885) Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu’nu herkes bilir de onun Hz. Peygamber’den bahseden şiirini bilenimiz çok azdır. 2014 yılında bir gazetede çıkan haber olmasa kimsenin haberi olmayacaktı. 

Arapça bir darbımesel var: Vafaka şenn. Şenn küçük su kırbası anlamına geliyor. Aynı zamanda erkek ismi olarak da kullanılıyor. Tabağın bir çok anlamı var. Burada kullanılan anlamı kapak anlamında. Kap kapağını bulmuş diye çevirebiliriz. Türkçede tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş diyoruz biz.

Darbımesel her ne kadar Arapça olsa da biz de kullanmışız.

Alıcak hükm-i kifâetle arûs-ı dehri
Tâk-ı gerdûna yazıldı mesel-i vâfaka Şenn
(Nedim)

(Zaman gelini ile evlenmeye layık olduğu hükmü felek takına Vafaka Şenn darbımeseli gibi yazıldı. )

Beytindeki gibi şiirlerde geçtiği gibi;

Cinci lakabıyla şöhret olan Hüseyin Efendi, Karaçelebizade Mahmud Efendi’ye damad olunca vâfaka şenne tabaka meselinin mazmûnu zuhûr etdi. (Naima Tarihinden)

 birçok mensur eserde de geçer.

Çarşamba, 31 Ocak 2018 21:35

Şol yel esip geçmiş gibi

Yazan

Yunus’u bilmeyenimiz yoktur. Sevmeyenimiz de yoktur. O bizim Yunus’tur. Onun sözleri asırlardan beri bizim dilimizi süsler, zenginleştirir ve onun sözlerini çığırırız. İlahi deyince akla hemen onun adı gelir. Nerede güzel bir ilahi duysak ona yakıştırırız. Güzellik onun şiirlerinin diğer adıdır.

Yunus, insana dair ne varsa hepsini terennüm etmiştir, dile getirmiştir, kağıda dökmüştür. O yüzden insana dair ne ararsanız onun şiirlerinde bulursunuz. Şefkat, hasret, özlem, sabır, acı, keder, sevinç. Listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Çünkü o kamildir ve insana ait her türlü hissiyatı bilir ve anlatır. Hissiyatı bildiği gibi insan tiplerini de bilir. O, fakiri de bilir, zengini de. Yaşlıyı da bilir genci de. Mutluyu da bilir bahtsızı da. Sarhoşu da bilir, zahidi de. Mütekebbiri de bilir, mütevaziyi de. Kıskananı da bilir, kıskanılanı da. Dini de bilir, tarikatı da. Hocayı da bilir talebeyi de. Dervişi de biliri şeyhi de. Kulu da bilir, sultanı da. Dervişliğin başını da bilir sonunu da. Çünkü o kamil bir mürşiddir. O gerçek tasavvuf konusunda söylenmesi gereken ne varsa hepsini söylemiştir. Onun kadar tevhide ve irfana dair söz söyleyen yoktur. Onun söylemeyip kendisinden sonra gelenlerin söylediği yeni hiçbir şey de yoktur.

Bursevî onun son zamanlarda yetişen mutasavvıfların sonuncusu olduğunu söylerken çok haklıdır. Ondan sonra birçok kamil mürşit gelmesine rağmen onun gibisi gelmedi. Herkesin ve her kesimin sevdiği bir başkası yok neredeyse ondan sonra.

BAE’nin ne yaptığını bilmeyen dışişleri bakanının Fahreddin Paşa’ya bühtanda bulunan bir tweeti paylaşması üzerine gündem Fahreddin Paşa ile doldu. Hoş, ondan önce bizden birileri de buna benzer hezeyanlarda bulunmuşlardı, ağızlarının payları verildi. Tarihçiler televizyonlarda konuyu tartışıyorlar, anlaşıldığı kadarı ile bir müddet daha tartılaşacak. Ülkede neredeyse herkes Fahreddin Paşa’nın kim olduğunu öğrendi. Bu bakımdan faydalı olduğu bile söylenebilir. Yakında filmi, dizisi ve kitapları da çıkar.

Tartışma ülke gündemine yerleşince doğal olarak sosyal medyada da Fahreddin Paşa ile ilgili birçok paylaşımlar olmaya başladı. Bir tweette Fahreddin Paşa’ya atfedilen bir dörtlüğü görünce bu satırları karalamaya cür'et ettim. Söz konusu dörtlük şöyleydi:

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Cân verir cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-harameyniniz
Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler

Tarihçiler için edebiyat bilgisi gerekli midir?

Yazıma başlıktaki soruyla başlıyorum. Tarihçiler için edebiyat bilgisi gerekli midir? Gerekliyse neden gereklidir? İyi bir tarihçi olmak için edebiyat bilmek gerekli midir?

Aslında bu soruyu çevirerek de sorabiliriz. Edebiyatçılar için tarih bilgisi gerekli midir? Osmanlı edebiyatı çalışan biri olarak bu soruya hiç tereddüd etmeden evet diye cevap veririm. Yararlandığım kaynakların neredeyse yarısı tarih kitapları ve araştırmaları. Lisans döneminde tarih bölümünden dersler almanın verdiği kolaylıktan ve aşinalıktan mıdır, bilmem ama benim hocalarımdan da gördüğüm iyi bir Osmanlı edebiyatçısı olmak için tarihçiler kadar olmasa da tarih bilgisine ihtiyaç duyduğumdur.

Bir edebiyatçı olarak tarih bilgisine bu kadar ihtiyaç duyarken iyi bir Osmanlı tarihçisinin edebiyat bilgisine ihtiyacının en az benim kadar olduğunu düşünüyorum.

Sanırım başlıkta sorduğum sorunun cevabını da vermiş oldum. Madem bir soru sorup cevabını da verdim, o halde gerekçelerini de açıklamam gerekir.

Pazar, 05 Kasım 2017 14:34

İslam ve Edebiyatımız

Yazan

Sevgili öğrenciler, değerli hocalarım, kıymetli misafirler,

Sizlere bir soru sorarak başlamak istiyorum konuşmama. Lütfen şu dizelere bir göz atar mısınız? Sizce bu dizeleri kim, neden ve kime söylemiş olmalı?

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat'ı alıp götürdüler, gönlüm öyle kırık ki!

Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin,
Tan vakti Suat göçtü buralardan. 
O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni.

Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
Tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.

Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.

Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.

Salı, 15 Ağustos 2017 11:30

Elli yıl sonra FETÖ ne olacak?

Yazan

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı bir basın toplantısı ile FETÖ Örgütlü Bir Din İstismarı başlıklı bir rapor yayınladı. Yayınlandıktan sonra rapor hakkında birçok yorum yapıldı. Haliyle beğenenler olduğu gibi beğenmeyenler de oldu. Genel eleştiri ise geç kalınmış olması idi. Bu rapordan sonra bir rapor daha bekliyorum. Darbe yapmaya girişmeleri beklenmeden diğer cemaatlerin de aynı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve aziz halkımızın uyarılması. Gördüğüm bir diğer eksik nokta FETÖ gibi dini istismar eden yapıların neşvünema buldukları ortamların mahiyetleri hakkında bilgi verilmesi. Çünkü ortamlar devam ettiği müddetçe FETÖ gider METÖ gelir ve biz bu konuları konuşmaya devam ederiz.

Diyanet’in raporunun ardından aynı konuda bir rapor daha yayınlandı. Gülen Yapılanması: 15 Temmuz’a Giden Süreçte FETÖ’nün Analizi ve Tavsiyeler (İstanbul: İSAM, 2017) İçindekiler bölümünden anladığım kadarı ile ilkine göre oldukça kapsamlı ve muhtevalı olan bu çalışma çözüm önerileri bulundurması, kimi problemlere dikkat çekmesi bakımından önemli. Bu kitabı da okur okumaz sizinle paylaşacağım.

Diyanet’in raporunda görmediğim bir diğer husus tabanını gelecekte bekleyen tehlikeler ve FETÖ’nün elli yıl sonraki haline dair projeksiyon.

Cumartesi, 15 Temmuz 2017 09:59

15 Temmuz'un yıl dönümü için

Yazan

Benim Gürleyen toplarım yok
Ama Allah’a inancım ve sevgim var

Hz. Peygamber’in yol arkadaşlarından biri olan Huzeyfe b. Yeman Resulullah’a Müslümanların geleceğini ve belli kötülüklere nasıl yanıt verilmesi gerektiğini sorar:

- Ya Resulullah! Biz şer ve cahiliyet içinde idi. Allah biz bu hayrı getirdi. Bu hayırdan sonra artık şer var mıdır?

Peygamber efendimiz şu karşılığı verir:

- Evet.

- Peki o şerden sonra bir hayır gelecek midir?

- Benim yolumdan başka bir yolla (insanları) yönlendirecek insanlar olacak. Onların hareketlerini görüp onaylamayacaksınız.

- O hayırdan sonra bir şer gelecek midir?

- Evet. Başkalarını Cehennem kapılarına davet insanlar olacak ve bu çağrıya uyanlar (onlar tarafından) cehenneme atılacaktır.

Cuma, 30 Haziran 2017 16:23

Mesnevi’den Hayvan Hikayeleri

Yazan

Bir kitabın hikayesi

Ben de her öğrenci gibi sınavlarda sorulduğunda cevap verecek kadar Mevlana ve Mesnevi’si hakkında bilgi sahibi idim. Ama Mesnevi’yi gerçekten okuduğumu, öğrendiğimi söylemem çok ama çok zaman sonra olacaktı.

Doktora konusu olarak Bursevi’nin Mesnevi Şerhi’ni tespit ettiğimizde ciddi olarak Mesnevi ile uğraşmaya başladım. Bugün dönüp arkama baktığımda o zamanlar tam olarak anladığımı söyleyemem. Hoş bugün de tam olarak anlamış değilim ya, neyse.

Tam olarak anlamaktan kastım şu. Doktoraya 1997’de başladım. Neredeyse yirmi yıl oldu. Tez yaptım, kitaplar hazırladım, makaleler yazdım, bildiriler sundum, konferanslar verdim. Mesnevi’den Hayvan Hikâyeleri kitabıyla ise neredeyse dört yıldan beri uğraşıyorum. En son tashih için okurken bile ilk defa düşündüğüm ve farkettiğim şeyler oldu. Eminim önümüzdeki sene de, ondan sonraki sene de farkedeceğim şeyler olacak. Bu durumda tam olarak anladığımı nasıl söyleyebilirim? Mesnevî her okunuşta yeniden yazılan canlı bir kitap.

Şöyle bir soru akla gelebilir. Tam olarak anlamadığın bir konuyu nasıl anlatacaksın? Hemen cevap vereyim. Böyle bir iddiam yok. Ben sadece anladığım kadarını dilim döndüğünde açıklamaya çalıştım. Hikayeler içinde kaybolmak, zevketmek de bize en büyük ödül oldu.

Pazar, 25 Haziran 2017 08:32

Hocama yazdığım bayram tebriği

Yazan

Üstâd-ı ekremim, hâce-i muhteremim, efendim,

Mücerred talim ve terbiyeleri sâyesinde iktisâb-ı ilm ü irfân ederek hayâtının son nefesine kadar minnetdârınız olmuş olan abd-i âcizleri gibi telâmizinizin vird-i zebânı füzûnî-i sıhhat ve âfiyet ve ikbâl-i sâadet-i üstâdâneleri duâsın dergâh-ı ahâdiyyete arz etmek değil midir? Evet, zulmet-i cehâlet içinde kalmış, insanlıktan haber-dâr olmamış umk-ı cehâletde bulunmuş olan bir şahsı, zât-ı üstâdâneleri gibi vücûdunu böyle umûr-ı hayriyeye vakf u nezr eylemiş zât-ı maârif-simâtın halka-ı tedrîs ve irşâdında bulunup tenvîr-i kulûb ve envâ-ı ilm ve meârif iktisâbıyla tezyîn-i ezhân u zât u sıfât eyler ise o şahs muallimine karşı ne gibi bir vazife-i vicdâniyye ifâsına mecbûr olur? Kazâyâ-hı bedihiyye ile mütehakkıkdır ki o şahs muallimine karşı ile’l-ebed arz-ı minnetdârî eylemek misilli pek çok vezâif-i mukaddese ifâsına medyûn olur. İşte âcizleri de zât-ı üstâd-ı ekremîlerine karşı böyle ve hatta bundan daha mukaddes ve muhterem îfâ-yı vezâif-i nazîfeye vicdânen mükellef olduğumdan nâşî her an izdiyâd-ı ömr u âfiyet ve füzûnî-i ikbâl ve saâdet duâsıyla telzîz-i dimâğ eylemekteyim.

Page 1 of 4

........Kitaplarım........

 

 
 
 
 
 

 

 
 

 

 

 

 

 

 

© 2005 - 2018 İsmail Güleç