Denemelerim

Etkinlik Takvimi

26 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
18 Ara 2017;
02:00PM - 03:00PM
Ney nedir, ne der?
12 Ara 2017;
05:30PM - 07:00PM
Garipname Okumaları
11 Ara 2017;
05:00PM - 06:30PM
Tarihçiler için edebiyat
29 Kas 2017;
06:00PM - 07:30PM
Gazel İncelemeleri

Kimler Sitede

25 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ziyaretçiler

Bugün 27

Dün 37

Haftalık 27

Aylık 618

Tüm Zamanlar 243710

Mesnevi Kitaplarım..

 
 

 

 

 

 

 

Denemelerim - İsmail Güleç

Tarihçiler için edebiyat bilgisi gerekli midir?

Yazıma başlıktaki soruyla başlıyorum. Tarihçiler için edebiyat bilgisi gerekli midir? Gerekliyse neden gereklidir? İyi bir tarihçi olmak için edebiyat bilmek gerekli midir?

Aslında bu soruyu çevirerek de sorabiliriz. Edebiyatçılar için tarih bilgisi gerekli midir? Osmanlı edebiyatı çalışan biri olarak bu soruya hiç tereddüd etmeden evet diye cevap veririm. Yararlandığım kaynakların neredeyse yarısı tarih kitapları ve araştırmaları. Lisans döneminde tarih bölümünden dersler almanın verdiği kolaylıktan ve aşinalıktan mıdır, bilmem ama benim hocalarımdan da gördüğüm iyi bir Osmanlı edebiyatçısı olmak için tarihçiler kadar olmasa da tarih bilgisine ihtiyaç duyduğumdur.

Bir edebiyatçı olarak tarih bilgisine bu kadar ihtiyaç duyarken iyi bir Osmanlı tarihçisinin edebiyat bilgisine ihtiyacının en az benim kadar olduğunu düşünüyorum.

Sanırım başlıkta sorduğum sorunun cevabını da vermiş oldum. Madem bir soru sorup cevabını da verdim, o halde gerekçelerini de açıklamam gerekir.

Pazar, 12 Kasım 2017 13:30

Şah İsmail Namaz Kılar Mı?

Yazan

Facebook’ta bir arkadaşımızın şöyle bir paylaşımını gördüm:

Yardım talebi: Aşağıda kaydedilen "Şah Hatâyî" mahlaslı nefesteki "İki rek'at namaz"ı anlamakta zorluk çekiyorum, anlamama yardımcı olabilir misiniz?

Şâhım gelir sağa sola bakınur

Şah hışmından gökte melek sakınur

Allah deyu ism-i a'zam okunur

İki rek'at namaz vardır kılana"

Soruyu soran kişi muhtemelen iki rekat namaz ile ne kastedildiğini biliyordu. Emin olmak veya başka bir anlamı olup olmadığını öğrenmek için soruyordu. Belki de bir şeyleri öğretmek amacıyla sormuştu. Verilen cevaplar meselenin rayından çıkıp başka bir yöne doğru akmaya başladını gösteriyordu. Basit bir soru “Alevilikte namaz var mı, yok mu?” tartışmasına döndü.

Yapılan yorumları dört ana başlık altında özetleyebilirim.

Salı, 07 Kasım 2017 14:38

TEOG'un yerine gelen sistem üzerine 2

Yazan

Öğrencileri liselere göndermek bu kadar mı zor?

Biliyorsunuz, MEB Bakanı Mahalli Yerleştirme Sistemi adıyla yeni bir sistem açıkladı pazar günü. Ardından sosyal medyada eleştiriler yapılmaya başlandı. Ben de yapılan eleştirileri odaklaşmalarına göre tasnif edip bir yazı yazdım. Kimi arkadaşlarım da benim yazıma eleştiriler getirdiler. Bu yazıyı bu eleştiriler üzerine kaleme alıyorum.

İki hususa dikkatinizi çekerim. İlki ben MEB’i ve sistemlerini savunmuyorum, TEOG’un tahribatının sanılandan çok daha fazla olduğuna inandığım için değiştirilmesi gerektiğini düşünüyordum. Parantez içinde değişiklik yapılma biçimine ve sürecine katılmadığımı da ifade etmeliyim. O yüzden bu değişikliğin öncekinden daha iyi olduğunu düşündüm. Eleştirilere bakınca da önyargılı ve çarpıtılmış buldum. Ben de oturdum, eleştirileri tasnif ettim ve eleştirilere neden katılmadığımı belirttim. Ben MEB personeli değilim, sistem hazırlama süreçlerinde bulunmadım. O yüzden yazdıklarımı savunma yazısı olarak okumayın lütfen.

İkinci dikkat çekmek istediğim husus MEB’in yaptığı değişikliği tam olarak anlatamaması, nitelik ve Fen Lisesini 500 metre ile kaçırdım esprisi üzerinden külliyen reddedilmesi idi. Bunda biraz MEB’in de kabahati var. Kendi yapması gerekenleri yapmaz ise başkaları onların yerine yapar. O kadar hata yaptılar ki artık insanlar yeterince ciddiye almıyorlar sanki. Bakanlık adına üzücü bir durum.

Pazartesi, 06 Kasım 2017 14:37

TEOG'un yerine gelen sistem üzerine

Yazan

5 Kasım Pazar günü MEB Bakanı ortaöğretimden liseye geçiş sistemini açıkladı. Açıklandığı andan itibaren özellikle sosyal medyada hakaret ve aşağılamalar gırla gitti ve gidiyor. Ben de üşenmedim, yapılan eleştirileri görebildiğim kadarı ile tasnif ettim. Tespit edebildiğim kadarı ile eleştiriler dört noktada temerküz ediyor.

1. Nitelikli/niteliksiz okul: Bakan konuşmasında nitelikli okul derken herkesin girmek için can attığı Galatasaray, Kabataş, İstanbul Erkek Lisesi ve Fen Liselerini kastetti. Diğer okullar niteliksiz demek istemedi. Bakan o kelimeyi kullanmasa o okullar diğerlerine göre daha nitelikli sayılmayacak mıydı? Siz olsanız o okulları tanımlamak için hangi kelimeyi seçerdiniz? Seçtiğiniz kelime ile aynı şeyi ifade etmiş olmayacak mıydınız? Eleştirileri, hatta hakaretleri okuyunca Bakan hangi kelimeyi seçerse seçsin yine eleştiri oklarından nasibini alacaktı diye düşünmeden edemedim.

Pazar, 05 Kasım 2017 14:34

İslam ve Edebiyatımız

Yazan

Sevgili öğrenciler, değerli hocalarım, kıymetli misafirler,

Sizlere bir soru sorarak başlamak istiyorum konuşmama. Lütfen şu dizelere bir göz atar mısınız? Sizce bu dizeleri kim, neden ve kime söylemiş olmalı?

Yurdundan koparılmış gözleri sürmeli yaralı bir ceylân gibi
Suat'ı alıp götürdüler, gönlüm öyle kırık ki!

Gönlüm, azat nedir bilmeyen bir köle örneği ezgin,
Tan vakti Suat göçtü buralardan. 
O ne mağrur bakışlardı Rabbim ve ne müstağni.

Suat ki boyu altın ölçüde; önden bakılınca zarif nahif, incecik belli,
Tombul görünüşlü arkadansa, arka çizgileri bile belli.

Gülerken dişlerinde kar yağar gibi bir kış aydınlığı ,
Öyle beyaz, onları şarapla yıkıyorlar durmadan sanki.

Vâdi açık. Kuşluktur. Çakıllarda kuş sesli serin sular.
Kuzey yelleriyle serin sular gibi saf ve ışıklı Suat'ın ağzındaki.

GİRİŞ

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük alimlerinden biri olarak kabul edilen büyük İslam alimi ve filozofu İbn Sina, (981-1037) zekasıyla çok küçük yaşlardan itibaren çevresinin dikkatini çekmiş, küçük yaşlarda Kur'an-ı Kerim'i hıfz etmiş, dil ve edebiyatın yanı sıra dini ilimleri de tahsil etmiş büyük bir şahsiyettir. İbn Sina kendisini İbn Sina yapacak geometri, aritmetik ve felsefe derslerini babasından öğrenmiş, ilimde belli bir dereceye geldikten sonra da tıp ilmine ilgi duymuş ve üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Devrin meşhur hekimlerinden dersler alarak büyük bir hekim ve eczacı olmuştur. Bu başarısı onun saray hekimi olmasını sağlamış, böylece sarayın zengin kütüphanesinde bilmediği kitapları görmüş, bulamadığı kitapları okumuştur. Bu kütüphane ona İbn Sinâ olmanın kapılarını açmıştır.

Pazartesi, 16 Ekim 2017 14:16

Kıbrıs’ta Bir Çelebi: Harid Fedai

Yazan

Dehr içinde hangi gün gördün ki akşam olmaya

13 Ekim Cuma günü sabahı Prof. Dr. Oğuz Karakartal’dan aldım elim haberi. Harid Fedai Hoca’nın iyice zayıflamış ve güçşüzleşmiş bedeni emaneti daha fazla taşıyamamış. Garip bir hüzün çöktü üzerime. Telefonu kapattıktan sonra bir süre kendime gelemedim. Oysa hoca yaşlı ve hasta idi ve başı bekleniyordu ve bizim tanışıklığımız çok eskilere gitmiyordu.

Cumartesi, 30 Eylül 2017 14:17

TEOG’dan Sonra Ne Olacak?

Yazan

Malumunuz, cumhurbaşkanımızın bir televizyon kanalında TEOG ile ilgili sözlerinden sonra TEOG kaldırıldı ve MEB yetkilileri yeni bir sistem üzerinde çalışmaya başladı. Yeni sistemin nasıl olacağı da yavaş yavaş belli oluyor.

Böyle bir şeyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Bir ara iş çığırından çıkmaya başladı galiba diye düşünmeye başlamadım değil.

Ne demek istediğimi, neyi kastettiğimi biraz daha açayım. Efendim, malumunuz Mesnevi’den Hayvan Hikayeleri kitabı yayınlandıktan sonra çevremdeki insanlar kitapta benim yaptığım açıklamaları yetersiz buldukları için bana yardımcı oluyorlar sağ olsunlar. Ben de bunları sizinle paylaşıyorum. Bu sefer Aslan, Kurt ve Tilki hikayesini eksik anlamış ve yorumlamışım. Farklı bir katmanı daha varmış hikayenin, ama ben fark etmemişim.

Mesnevi’deki hikaye şöyle:

Ava giden aslan, kurt ve tilki*

Bir aslan, bir kurt, bir tilki birlikte ava çıkmışlar. Birbirlerine yardım ederek av hayvanlarını adamakıllı yakalamayı, onların yolunu kesmeyi planlamışlardı.

Üçü de beraberce o geniş ovada birçok av elde etmek niyetindeydiler. Aslan, onlarla beraber avlanmaktan utanmaktaysa da yine onları ağırladı, onlara yoldaş oldu.

Pazartesi, 04 Eylül 2017 11:20

Tedbir takdirin bir cüzüdür

Yazan

Bir arkadaşımızın köy dönüşünde başından geçenleri anlattığım yazıyı hatırlayacaksınız, tabi ki okuduysanız. Yine bir akşam, neredeyse tamamı üniversite mezunu, doktoralı, mastırlı kişilerden oluşan bir meclisteyiz. Laf döndü, dolaştı, benim yazıya geldi. Eh tabi lafı oraya getirmek için benim de azıcık gayretim oldu, inkar edecek halim yok. Şimdi siz benim yazılarımdan bahsetmek için fırsat kolladığımı felan düşüneceksiniz ama yanılıyorsunuz. Konu kendiliğinden oraya geldi.

Şimdi siz nasıl geldi, söyle de bilelim, dersiniz. Ben de sizi merakta bırakmak istemem.

Malum bayramlarda milletçe bizi üzen tek şey tr1afik kazaları. Bu bayramda trafik kazalarında ölenlerin sayısı biraz azalmış ama hâlâ yüksekmiş, devlet tedbir almalıymış, kamyonlar yola çıkmamalıymış, mış mış da mış. Devletin ihmalini ve kusurunu konuştuktan sonra bu sefer de sürücüler ve arabaların kusurları konuşulmaya başlandı. Acemi sürücüler uzun yola çıkmamalı, şu kadar yaş üzeri arabalara izin verilmemeli, her iki saatte bir mola verilmeli gibi birçok öneri peşpeşe sıralandı.

Page 1 of 14

........Kitaplarım........

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

© 2005 - 2017 İsmail Güleç